|
-"Yenilgilerin En Büyüğü"(Immanuel Wallerstein) George Bush, büyük oynayan bir kumarbazdır. Büyük oynayanlar kumarbazlar kaybederlerse kayıpları da büyük olur. George Bush’un Irak’ta da Birleşik Devletler’de de kaybı büyük oldu.
2003’te Birleşik Devletler Irak’a saldırdığında askeri güç olarak üstün gelmesine rağmen savaşı kaybetme ihtimali yok değildi. Birleşik Devletler’in gerçekten savaşı kaybediyor olduğunu görmek uzun sürmedi. Şu an itibariyle Birleşik Devletler’in çaresizce savaşı kaybettiği açıktır. Irak’ta ABD’nin amacı istikrarlı, dost ve aynı zamanda ABD üslerine izin verecek bir hükümeti iktidara getirmektir. Bugün bu hükümetin istikrarlı olsa dahi dostça olmayacağı ortadadır. Ya da dostça olsa da istikrarlı olamayacağı…
7 Kasım’da Cumhuriyetçi Parti araseçimleri kaybetti. Bizzat Bush’un söylediği gibi, seçimlerdeki tüm az farklı yarışlarda fark çok azdı fakat genel olarak “büyük”tü. Bu büyük fark’ın derecesi seçimlerden sonra anketlerde Bush’a desteğin daha da düşmesiyle belirginleşmekteydi.
Bunun bir numaralı sebebi, çoğu Amerikalının Irak’ta savaşın kötü gittiğini hissetmesi ve ordunun eve dönmesini istemesidir. Demokrat adayın bunu bir sorun haline getirmediği bölgelerde dahi arka planda bu vardır. Elbette başka sebepler de vardır. Birçok merkeziyetçi seçmen Hıristiyan sağa karşı oy verdi ve bunların bazıları “sosyal” meselelerde çok daha merkeziyetçi tutum takınan Demokrat adaylardı. Mesele, bugün ne olacağıdır. Bush bir ideolog değildir ve hiçbir zaman olmadı. Seçimleri kazanmak için gerekli olduğunu düşündüğü şeyleri yapan pragmatist bir sağcı siyasetçidir. Bunda oldukça başarılı olmuştur ve son yıllarda, jeopolitik haricinde yaptığı hataların farkındadır (büyük kayıp –aslında hiçbir şey anlamadığı ve çok az ilgilendiği- jeopolitikten çok ABD politikasıyla ilgilidir). Bunu düzeltmeye çalışmaktadır. Rumsfeld’i gönderdi, Cheney’i arka plana itecek. (Şüphesiz Karl Rove’un önerisini dikkate alarak) Cumhuriyetçi Parti’nin eski “realist” kanadından (babasından, James Baker’dan ve gelecekteki Savunma Bakanı Robert Gates’den) yardım istedi. Yeniden canlandırdığı, iki tarafı da temsil ediyormuş görüntüsü için Demokrat yönetimle de işbirliği yapmayı ummaktadır.
Bunu başarabilir mi? Spesifik olarak Irak’la ilgili ne yapabilir? Ve “Demokratik” ileri atakla ilgili olarak ne yapabilir? Irak için verilebilecek en kısa cevap şudur ki: kendisinin ve Birleşik Devletler’in Irak fiyaskosundan şık bir şekilde paçayı kurtarması zor görünmektedir. Yeni eğilimlerini çok yakında Baker Hamilton komisyonundan öğreniriz fakat işe yarayacak bir fikir ileri süreceklerinden şüpheliyim.
Bazıları Irak’ın üç parçaya bölüneceğinden bahsediyor. Bu gerçekçi bir fikir değildir. Ne Türkiye ne de İran bağımsız bir Kürdistan’ı hoş görecektir ve Kürtler için komşularıyla savaşmaktansa şu anki fiili özerklikleri daha tercih edilir bir durumdur. Şiilerin büyük çoğunluğu ayrı bir devlet istememektedir. Bir kere, birleşik bir Irak’a az çok hakim olabiliyorlarken neden bir Şii-istan istesinler? Ve bu durumda Bağdat’a neler olur? Şüphesiz Sünniler kesinlikle buna karşıdır. Tabii ki Irak’ın eksiksiz tüm komşuları da öyle. Yugoslavya’da gördüğümüz gibi ayrı devletlerin olması etnik çatışmayı sonlandırmaz; tam tersine çoğaltır.
Aslında Birleşik Devletler’in Irak’tan minimum daha az kayıp ve minimum politik hasarla ayrılabilmesi için iki yol vardır. İşe yarayabilecek bir yol, İran’a Irak’taki çatışmayı bastırmada arabuluculuk teklif etmektir. Alternatif olarak işe yarayacak başka bir yol olarak ise, Şiilerin El-Sadr grubu ve Sünni direnişinin Amerikan karşıtı bir platformda güçlerini birleştirmeleri ve Birleşik Devletler’den çekilmelerini “kibarca” istemeleridir (Yani Birleşik Devletler’e tekmeyi basmalarıdır).
Seçeneklerin hiçbiri Bush veya ABD meclisinin hoşuna gidecek cinsten değil. Fakat bu iki seçenek bu aşamada Birleşik Devletler için muhtemelen en iyisidir. Bunlardan başka herhangi bir yol, Kuveyt’te Yeşil Bölge’den insanların helikopterlerle götürüldüğü sahneleri hatırlatacak bir sona götürür.
Kesin olan bir şey 2008’deki seçimlere yaklaştıkça Irak’ta ABD askeri kalmayacağıdır. Seçmenler ve ordu 2006 seçimlerinde bunu ortaya koymuştur. Tabii ki herkes birbirini suçlayacak. Cumhuriyetçiler arasında 2006 seçimlerinin kimin kaybettiğine ve Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında Irak’ı kimin kaybettiğine dair birbirini suçlayan tartışmalar yaşanacak. Fakat herkesin mutabık olduğu bir kelime olacak: “kaybetmek”
Emin olabileceğimiz diğer bir konu ise, ne Kuzey Kore’nin bombasının ne de İran’ın (İsrail için de dahil olmak üzere) gerçek gündemin dışında olduğudur. ABD silahlı kuvvetleri ve ABD seçmenleri buna müsamaha göstermeyecekler. Bu durum, Birleşik Devletleri nerede bir “dünya gücü” olarak bırakır? Bu muhtemelen, içine kapanmaya neden olacak büyük bir itkiye yol açacaktır. Daha 2006 seçimlerinde birçok aday ”serbest ticaret”e muhalefet ederek ve Irak’ı kirli bir sözcük gibi anarak seçimi kazandılar. Politikada cazip olan yerel vurgular olacak gibi görünüyor. Bunun en büyük yan etkilerinden biri ABD’nin İsrail’in dış politikasına desteğinin hatırı sayılır biçimde azalması ve İsrail’i zora sokması olacaktır.
Demokratlar ülke ekonomisini ilgilendiren yasalarda –daha yüksek asgari ücret, daha iyi ve ulaşılabilir bir sağlık sistemi, üniversite öğrencilerine finansal destek gibi- birleşmişlerdir. Bunun yanında ekolojik sorunları ve tıbbi gelişmeleri (kök hücre araştırmaları gibi) de öne çıkartacaklardır. Eğer Cumhuriyetçiler güç kayıplarını telafi etmeyi umuyorlarsa ekonomik programlarını da sosyal konulardaki programları kadar bir miktar merkezci görüşe doğru yaklaştırmalıdırlar.
Sonuç çoktan meydandadır: Cumhuriyetçi Parti’de gürültü patırtı yaratılırken, Demokrat Parti’de bunun azaltılması. (yani, son on yılda olan durumun tam tersi) 2009’un başında, tüm yenilgilerin vitrin adamı olarak anımsanan George W. Bush Irak’ta, dünya-sistemde ve Cumhuriyetçi Parti ile birlikte kendi ülkesinde vahşete batmış olacak.
(http://www.binghamton.edu/fbc/commentr.htm adresinden Sendika.Org için Açalya Temel tarafından çevrilmiştir)
|