|
Var olmak için direnmek.(Emad Ömer*) İllegal İsrail işgali Filistin halkının doğal insani gelişimini, diğer uluslar gibi, kendi geleceklerini belirleme ve şekillendirme haklarını onlarca yıldır engellemektedir. Bu işgal Filistin halkının kültürel, sosyal, ekonomik, sivil ve siyasi yaşamını kontrol ederek Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs'te yaşayan 3.5 milyondan fazla Filistinlinin günlük yaşamını yönlendirmekte. Yaşanan bu işgal yaygın bir açlığa, günlük yaşanan ölümlere, toplu cezalandırmalara, ev yıkımlarına, çevreye zarara ve hem Hıristiyan hem de Müslümanların kendi kutsal mekanlarına -özellikle de Kudüs'te- ulaşmasını engellemeye, binlerce tutuklu ve çocuğun şiddet dolayısıyla travma geçirmesine sebep olmaktadır. Near East Consulting (Yakın Doğu Danışma) tarafından gerçekleştirilen son bir araştırma, işgal topraklarında yaşayan Filistin nüfusunun yüzde 75'inden fazlasının şiddetli 'depresyon' yaşadığını ortaya koydu.
Filistinlilerin direnip, işgale son vermekten ve böylece harap edilmiş ülkelerini yeniden kurarak, barış ve güvenliği yeniden inşa etmekten başka seçenekleri bulunmuyor. Filistinlilerin uzun direniş tarihine karşın; iktidara gelen İsrail hükümetleri işgali sonlandırmayı ve Filistinlilerin 1967 sınırlarına uygun olarak kendi ulus-devletlerini kurmalarına izin vermeyi reddettiler. Bunun bir sebebi İsrail toplumunun sesi çıkan bir bölümünün hala daha büyük bir İsrail kurmak veya Üçüncü Tapınak'ı inşa etmek için Mescidi Aksa Camisi'ni yıkmak gibi fanatik düşüncelerle yönetiliyor olmasıdır. İsrail toplumunun diğer büyük bölümü de eylem yapmamanın sonucundaki korku ve Filistin topraklarının devam eden kazanımlarını kıskanma karışımıyla yaşamakta.
Bu inanışlar birçok İsrail siyasi parti ve ideoloji/politikalarını haklı çıkarmak için Filistinlileri, özellikle de liderlerini aşağılayan medya organlarının retoriğiyle akla uygun hale getirilerek güçlendiriliyor.
Bunların yanı sıra, Filistin ulusal hareketi uzun zamandır temel stratejik bir sorunla karşı karşıyadır: Daha güçlü İsrail devleti karşısındaki tartışmalarda gerilla mücadelesine başvurmadan herhangi bir direnci nasıl sürdüreceğidir. Ne var ki, gerilla mücadelesi olmadan da İsrail rahatlıyor ve kendisine şu soruyu soruyor: 'Neden dürüst bir şekilde görüşme yürüteyim ki? Onlar zayıf olan taraf.' Diğer yandan gerilla mücadelesi sürerken de 'Teröristler ile görüşemeyiz' açıklamasını yapıyorlar. Bu nedenle, ulusal hareket 'içinden çıkılmaz durum' olarak adlandırılan döngü içerisindedir. İsrail-Filistin sorunundaki problem daima şu olmuştur: İsrail'in küstah kendini beğenmişlik durumundan yaşadıkları topraklardaki barış temelinde işgali sonlandırma gerekliliğini kabullenmeye doğru nasıl değiştirmek ve Filistin ulusal özlemlerine karşı nasıl daha ılımlı yapmaktır.
Filistin ulusal hareketi İsrail'in mağdurları insan olarak sunduğu direniş stratejisini uygulayarak Filistinlileri aşağılayan stratejik uygulamasını ele alabilirler. Bu durum İsrail stratejisini sarsmak ve güç dengelerini değiştirmek için işe yarayabilir. Alman strateji uzmanı Carl Von Clauswitz, 19. yüzyılda 'Savaş siyasi amaçların diğer araçlar vasıtasıyla elde edilmesidir' demişti. Buna karşın ne Clauswitz ne de başka bir strateji uzmanı 'savaşı kazanmanın tek yolunun silah olduğunu' hiç söylememiştir. Tüm zamanların en büyük komutanlarından birisi olan Belisarius, düşmanlarını basit taktiklerle yenmiştir. Şiddet içermeyen direkt eylemler koordine etmek sadece bir stratejidir. Şiddet içermeyen eylemler, Filistin halkının gücünü (fiziksel varlığı ve amacı) İsrail devletinin zayıflığına (etik ve demokrasi özlemi eksikliği) karşı yönlendirmeyi ve yönetmeyi amaçlar. Bu eylemlerin silahı; şiddet içermeyen direkt eylemlerde ısrar bütün bir halkın kitlesel organize hareketidir.
Filistinliler güçsüz gözükebilirler; ancak seçeneksiz değillerdir. Başarılı şiddet içermeyen direkt eylem stratejisi uygulamak için 5 araç gerekmekte: Liderlik, disiplin, cesaret, sürekli eylem ve organize olmak. Hiç kimse bu araçları kullandığı için özür dilemek veya onları gizlemek zorunda değildir; aksine bundan dolayı gurur duyabilir ve bu durumu her yerde ifade edebilir. Uluslararası kamuoyu bu silahları saygıyla karşılayacaktır.
Filistinli liderler bu eylemleri bürolarından değil ancak kitlelerin önünden yönetmelidir. Bu stratejin bir diğer kilit noktası sürekli eylemdir-Filistinliler özgür olmak istiyorlarsa eylemlere birkaç saat veya gün katılıp evlerine dönerek kahve içemezler- ulusal hareket tüm Filistin toplumunu harekete geçirmelidir.
Bu strateji Filistin toplumunun şiddet içermeyen direk eylemler bulma, kendisini organize etme ve korkunun bariyerlerini aşmaktaki uzun deneyimlerinden yararlanmalıdır. Bu stratejiye güçlü bir şekilde tepki verilmesi Filistinlilere desteği arttırırken, zayıf bir şekilde tepki verilmesi de şiddet içermeyen daha büyük eylemlerin yapılması için müsamahaya sebep olacaktır.
Şiddet içermeyen eylemler, işgale karşı olan İsraillilerin Filistinliler adına konuşmasına, kendi hükümetlerinin insanlık dışı uygulamalarını protesto etmelerine ve işgali bitirme çağrısı yaparak bu stratejiye katılmalarına olanak sağlayacaktır. Bu eylemler taraflardaki radikal grupları zayıflatırken ılımlı grupları güçlendirecektir. Bu eylemler durumu tersine çevirerek İsrail'i döngü içerisine koyabilir. Bu strateji ayrıca İsraillilerin, Filistin halkıyla dürüst bir şekilde görüşme yapmadıkları sürece normal bir şekilde asla var olamayacaklarını fark etmelerine yardımcı olacaktır.
(*) Emad Ömer Amman'da çalışan bir medya uzmanı
Kaynak:gündemimiz.com
|