|
-Unutmak bir tür alçaklıktır!(Hasan BİLDİRİCİ) Peşinen kabul etmeliyiz: Boğazına kadar suç ve yolsuzluğa gömülü bir cumhuriyetin, suçlularından hesap sormayı becerememiş muhalifleriyiz. Suçlu yönetimler dizisi fosilleşmiş katmanlar gibi duruyor ayaklarımız altında. Katran karası irin deryasının pisliği yüzlerimize saçılmış. Biz mutsuz ve biçareyiz. Suçlular cumhuriyetinin yönetim takımı; generaller, gerici yasaların hazırlayıcısı yiyici bürokratlar, siyasetçiler, işkenceciler ve bilcümle katiller sürüsü mutlu ve bahtiyar. Milyonlarca insanı işkenceden geçirmiş, öldürmüş, çıldırtmış, evlerini başına yıkmış, cinayet şebekeleri kurmuş tek askeri yetkiliyi yargılatma becerimiz yok. Eline geçirdiği Kürt ve solcu tutsakların canına okumuş, devlet için bin kanlı operasyon yaptığını itiraf etmiş, işkencede adam öldürmüş Mehmet Ağar, bizlerin muhalif olduğu ülkede, 12 Eylül askeri darbesinin 25.yılında iktidara hazırlanan bir partinin başbakan adayı.
12 Eylül generalleri Bodrumda tatil keyiflerinde.
Kürtler tutsak.
Köyler boş.
O dönemin köşe kapmacı yazarları hala aynı yerlerinde.
Aşırı yemekten biraz şişmişler o kadar.
Kırmızı yanaklı yüzleri, fıldır fıldır dönen gözleriyle ve fırıldak keseleriyle biz zavallı muhalifleri sükunete davet ediyorlar.
Ömrümüz yeterse hayat biraz ılıman akacakmış.
12 Eylülün yapılışının 25.yıldönümünde hala bir uzatmalı çavuştan hesap soramamış zavallı halimize yanarım.
Suçlu zamanların katmanlaşarak fosilleştiği bir irin ve kan deryasında yürüyoruz. Her taraftan cinayet ve işkence kokusu geliyor. Yitik bir mezarlıklar ülkesinin üstünde yürüdüğümüzün farkında değiliz.
Hesabı sorulmuş tek cinayet
Eli tutulmuş tek yetim
Yargılatmayı becerebildiğimiz tek işkenceci polis yok.
Buna rağmen muhalifiz. Muhalifliği kendine yük bir garip zamanlar insanıyız. Can sıkıcı mazeretler arasında geçip giden ve dönülmez akşamın son ufkuna varmış ağır yaralı gövdelerimiz bir an için yere düşüverdiğinde, son yolculuğumuza uğurlayacak kalabalıklarımız tarafından dahi anlaşılmaz kalmışız tuhaflıklarız.
Çocuğuz aslında.
Keşke çocuk kalabiseymişiz.
Büyüdükten sonra çocuklaşmışların halini çocuklar da anlamazmış zaten.
Bedeli ağır, siyaseti hafif kalmış bir muhalif oyundan bu çıkıyor demek ki!
Memleketi mezbahaya çevirmiş generallerden yargılanan yok.
Cinayet davalısı faşistler ülke yönetiminde.
Köyler boş.
Hapishaneler dolu.
Sürgünde gurbet şarkıları söylenir.
Benim de ömrümün yarısını yiyen 12 Eylülü anlatacaktım güya.
Sıcak bir sonbahar günü Diyarbakırda sokakta yürürken namlularla çökmüşlerdi 20 yaş üstüme.
Sonra 32 yaşında salıvermişlerdi.
Ey hapishanelerden dinlenen gecenin sesi. Duvar tıkırtıları. İdama götürülen yoldaşın ağzına tıkılmış kirli bez.
Yere yatırılmış Cizre-Botan köylüleri... Diyarbakır zindan haykırışı: Hawar! Hawar! Hawar!
Ne diye anlatıyorum ki bunları! En son Veysel Günayın idamını gördüm. Antep zırhlı tugay kışlasında yanı başımızdaki hücresinden götürüp astılar. Kurşun yaralıydı üstelik. Nizipli sabun işçisi PKK li Sait Şimşekin kafasını Antep adliyesinin altında piknik tüpüyle yaktılar. Yanındaydım. Ağzımda yanık kafa kokusu tadı, kulaklarımızda Saitin yetim çocuklarının çığlıkları kaldı.
Ve Bodrum kıyılarında keyif çatan emekli katil generaller...
12 Eylülün 25. Yıldönümünde ne yazılır?
Suçlular Cumhuriyetindeki suç ortaklığı hükmünü sürdürüyor yine. Ödenmemiş hesapları ve hesabı sorulamamış suç dosyalarını çocuklarımıza devredip göçeceğiz bu dünyadan.
Unutmak bir tür alçaklıktır!
Unutmayacağız...
hasanbildirici@hotmail.com
12 Eylül 2005
|