BATI TRAKYA-ATILIM

    Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

-Türkiye'nin sokakları dünyanın sokaklarıdır(ERTAN ALTAN-SİBEL GÜLER-Özgür Gündem)
Okuyucularımızın takip ettiği gibi, Metin Yeğin, gazetemizin dünya sayfasında her çarşamba 'Dünyanın sokakları' köşesini yazıyor. Yeğin, yakın bir zamana kadar Latin Amerika'daydı. Latin Amerika'da 'bize benzeyen insanların' hikayelerini biriktiren Metin Yeğin, yarından itibaren 6 hafta her pazar, bu hikayeleri paylaşacak okuyucularımızla. Latin Amerika'nın gündemini, kendi yaşamına sahip çıkan ve kendi geleceklerini yaratma iddiasında olan Latin Amerika sokaklarındaki insanların deneyimlerini taşıyacak bizlere.
Yarın başlayacak röportaj dizisinin amacını şöyle anlatıyor Yeğin: 'Benim anlattığım öyküler, dünyanın farklı yerlerinde yaşanan güzel öyküler değil. Uzaklarda yaşananlar, bizim öykülerimiz aslında. Farklı ülkelerden ezilenlerin öykülerini bizim ülkemizin ezilenlerine aktarmak istiyorum.' Dünyanın sokaklarını kendine mesken tutmuş Yeğin'e, yarın başlayacak dizisinden önce 'Başka bir dünya mümkün mü?' diye sorduk...


Evet, başka bir dünya mümkün mü?
Başka bir dünya mümkün mü bilmiyorum ama, başka bir Latin Amerika mümkün görünüyor. Dünyanın birçok yerinde, egemenler her şeye hakim olduklarını söylüyorlar ancak bu kesinlikle doğru değil. Bir de hakim olamadıkları dünyalar var.
Mesela, ben Brezilya'da Topraksızlar Hareketi'nin (MST) yürüyüşüne katıldım. MST, içinde iki buçuk milyon kişinin olduğu bir hareket. İşgal ettikleri toprak, Belçika'dan büyük. Katıldığım yürüyüş, 17 günlük bir yürüyüştü. 273 km yürüdük ve bu mesafeyi kat ederken her gün iki öğün sıcak yemek yiyorduk. Yürüyüşe katılanların 12 bin 800 kişi olduğu hatırlandığında, bu her gün 30 bin kişilik yemek demek. Aynı zamanda binlerce ton kahve demek. Bir günde 312 ton su harcanıyordu. Her gün yürünüyordu ve geçilen yerlerde toprak işgal ediliyordu. Bu rakamları, yürüyüşün ne derece büyük bir örgütlülük gerektirdiğini daha iyi anlatmak için belirtiyorum.

MST'nin kökeni nedir?
Üç ayrı kökeni var, ama esas olarak özgürlük teolojisi. Cunta döneminde Brezilya'da kimse örgütlenemiyorken, özgürlük teolojisi kiliselerde örgütleniyordu. MST'nin örgütlenmesinde de özgürlük teolojisinin önemli bir payı var. MST'nin önemli sloganlarından biri şudur: 'Hayat her zaman bizim teorilerimizden daha yaratıcıdır'
MST yürüyüşünde işgal edilen topraklar sonra ne yapıldı? Üzerinde hemen çiftlikler mi kuruluyordu?
Hayır, yürüyüş esnasında yapılan işgaller, geçici işgallerdi. MST'nin, 22 kişiden oluşan kollektif bir liderliği var. Stedil, bu liderlik içinde en baskın olanı. İlk işgalleri örgütleyenler arasında olduğu için, doğal bir lider durumunda. Onunla yaptığım ve gazetede yayınlayacağımız röportajda diyordu ki; 'Bu yürüyüşün bizim için sembolik bir anlamı var. Biz zaten hükümetin toprak reformunu yapacağını düşünmüyoruz. Bu bizim için bir eğitim diyordu.' Gerçekten de, bu kadar büyük bir kalabalıkla, bu kadar büyük bir yürüyüş örgütlemek ve bunu başarmak çok önemli.
Yürüyüşün başında, herkese birer çanta verildi. Çantanın içinde birer defter ve kitap vardı. Bu da çok önemli, çünkü bu 12 bin 800 kitap dağıtıldı demek oluyor. Rosa Luxemburg'tan Marx'a kadar çeşitli yazarların kitaplarından, 30 çeşit kitap vardı. İnsanlar yürürken bu kitapları okudu. Ve kendi aralarında kitap değiş-tokuşu yaptılar. Sonra bu kitaplar, başka bölgelerdeki Topraksızlar'a ulaştırıldı. Bu da eğitimin bir parçasıydı.
Ayrıca yürüyüşte, işgalciler, günlük yaşamı da birlikte örgütlediler. Gerçekten de yürüyüş, büyük bir eğitimdi.
Brezilya çok büyük bir ülke. Bu yürüyüşte, ülkenin farklı yerlerinden insanlar biraraya geldi. MST'nin en önemli özelliklerinden biri şu: Örgütlenmek için hiçbir yere gitmiyor. Eğer kendiliğinden bir örgütlenme varsa ve MST'ye başvuru yapılırsa gidip örgütlenilir. Mesela MST, Amazon'dan çok davet alıyor. Orada solcu bir belediye var, ancak bölgede toprak işgalcileri olmadığı için gitmiyorlar.

MST işgal ettiği toprakları ne yapıyor?
MST sadece toprak işgal etmekle kalmıyor, bu topraklarda kollektif tarım yapmaya başlıyor. Kollektif tarımla da kalmıyor, alternatif eğitim ve sağlık programları uyguluyor. Yani yepyeni bir yaşam örgütlüyor. MST'nin en yaygın sloganı, 'İşgal et, diren ve üret.'
Peki bu işgallerin hukuki durumu nedir? Sonuçta, toprak işgal etmek dünyanın her yerinde suçtur...
Aslında Brezilya Anayasası'nda, işlenmeyen ve kullanılmayan toprakların halka dağıtılması yasası var. Ama bu konu çok muğlak ve MST işgalleri yaparken anayasaya dayanmıyor, meşru bir hak olarak işgal ediyor. Buradaki hukuki durum çok önemli değil. Mesela bizim ülkemizde de sosyal devlet ilkesi var, devlet herkesin konut sorununu çözmek zorunda ama çözmüyor.
MST aslında toprak işgal ederek, sadece Brezilya hükümetine kafa tutmuş olmuyor. İşgal topraklarında organik tohum üretimi yaparken, uluslararası tohum tekellerine de kafa tutuyor. Çünkü tüm dünyada tohum üretimi ve satışı tekellerin eline geçiyor ve çiftçilere yeniden üretilemeyen tohumlar satılıyor. Bunlara terminatör tohum deniyor. Tohum kendi kendini yok ediyor ve siz yeniden satın almak zorunda kalıyorsunuz. Artık tohumların patent hakkı uygulaması da olacak. Brezilya'da iki bin kadar tohumun patent hakkı alındı. Türkiye'de de alındı. Örneğin, siz evde saksıda maydanoz yetiştirseniz bile suç işlemiş sayılacaksınız. Tıpkı, bilgisayar programı satın alır gibi tohumun da kullanım haklarını almak zorundasınız. MST'nin karşı çıktığı temel konulardan biri de bu. Yalnızca toprak işgal etmekle yetinmiyorlar, bir yandan da dünya çiftçileriyle birlikte hareket ediyorlar.
Ve eylemlerinin politik niteliğinin farkındalar. İktidara müdahale etmeye çalışıyorlar. En son İşçi Partisi'ni desteklemeleri iktidara müdahaleydi. MST'nin kollektif liderlerinden birine, 'Lula'yı desteklemekten pişman mısınız?' diye sormuştum. Şunu söyledi: 'Bir parti düşünün, yıllardır işçi haklarını savunduğunu söyleyen ve bunun için mücadele eden. İlk defa iktidara gelebilme şansı var bu partinin. Bu durumda biz onu desteklemeyeceğiz de ne yapacağız?'
Brezilya'da solcular İşçi Partisi'nden ayrılıp daha solda yer alan başka bir partiye geçmeye başladı.

 Son olarak Lula'yla birlikte partiyi kuran 400 kişilik bir sendikacı grup ayrıldı. Bu durumda MST ne yapmayı düşünüyor?
MST'nin yürüyüşü, aynı zamanda İşçi Partisi'ni protesto yürüyüşüydü. MST İşçi Partisi'yle yollarını ayırmıştı zaten. Şu anda politik bir temasları yok. MST devrimci bir harekettir. MST insanlarına bakarsanız, nasıl bir devrimci dönüşüm içinde olduklarını görebilirsiniz. Ağzınızla kuş tutsanız, toprak işgal etmeden MST'ye katılamazsınız. Toprak işgal ettikten sonra MST'li olursunuz ve bir grubun içinde bu örgütlülüğü devam ettirirsiniz.

Bu işgaller nasıl planlanıyor, hangi aşamalardan geçiliyor?
Önce neden toprak işgal etmek istediğinizi öğrenmek için bir dizi toplantılara katılırsınız.. Sonra işgal eylemi için hazırlıklara başlanır. Mesela cumartesi günü toprak işgal edilecekse, sizi hazır halde bekletirler. Güvenlik nedeniyle, nereyi işgal edeceğinizi yalnızca merkez bilir ve son anda size söyler. Toprak işgal etmek için sırıklara ihtiyaç vardır, sonra siyah naylon gerekir ve eşyaları oraya taşıyacak kamyonların parasına ihtiyacınız olur. Ama toprak işgal edenler o kadar yoksul ki, bunları temin etmek çok zordur. Mesela siyah naylon satın alamıyorsunuz ya da kamyon tutamıyorsunuz... Buna rağmen MST hiçbir zaman size siyah naylon vermez, kamyon tutmaz. Siz kendiniz bulmak zorundanız. Niye biliyor musunuz? MST liderlerinden Stedil bir konuşmasında şöyle diyordu: 'İşgalden sonra sormaya başlarlar; Sana o siyah naylonu kim verdi: MST. Kamyonu kim buldu: MST. Sen burayı niye işgal ettin: MST için.' İşte MST'nin bizden farkı bu. MST, 'Sen bulacaksın bunların hepsini' diyor. Çünkü malzemelerini kendin bulduğun zaman ve kendin işgal ettiğin zaman daha fazla sahipleniyorsun.

Yürüyüşte geçilen şehirlerdeki halkın tepkisi nasıldı?
Bir şehirden geçildiği zaman, mutlaka orada bir miting yapılırdı. Brezilya büyük bir ülke ve insanların topraksızlardan çok fazla haberi yok. Gerçek bilgiye sahip değiller ve medya tekelleri MST'yi kötü tanıtıyor. Ama Topraksızlar şehirlerden geçerken, şehirliler bir bakıyor ki bu insanlar hiç de öyle anlatıldığı gibi değil. Çünkü, Topraksızlar geçtikleri şehirlerde gönüllü çalışmalar yapıyor. Şehrin geçilen sokaklarını temizliyor mesala. O zaman insanlar, MST'nin hiç de anlatıldığı gibi olmadığını görüyor.
Zapatistalar tüm Meksika'da politik bir hareket başlatmaya hazırlanıyor. MST'nin de parti kurmak, seçimlere girmek gibi bir hedefi var mı?
Hayır kesinlikle yok. Bu soruyu, yürüyüş sırasında bir BBC muhabiri de sormuştu. MST liderlerinin cevabı çok netti: 'Biz bir çiftçi hareketiyiz, programımıza uygun olan herhangi bir partiyi destekleriz.'

Brezilya'dan sonra hangi ülkelere gittin?
Sonra Arjantin, Uruguay, Venezüella ve Bolivya'ya geçtim. Arjantin'deki işgal fabrikalarına gittim. Sonra Bolivya'da işgal madencilerini, Venezüella'da da madencileri ve işgal fabrikalarını gezdim. Latin Amerika'da devrimci bir süreç olduğu kesin. Sorunlar olsa da, Brezilya'da sol bir hükümet var, Şili'de ve Venezüella'da da öyle.
Bolivya Latin Amerika'nın en yoksul ülkelerinden. Sokakları da yoksullarla dolu...
Evet, gezdiğim ülkeler arasında Bolivya, en enteresan olanı. Bolivya, Latin Amerika'nın en yoksul iki ülkesinden biri. Bolivya'nın gümüşü çalındı, altını çalındı. Bu nedenle Bolivya'nın bütün bunlardan çıkardığı bir ders var: 'Artık hiçbir şeyimizi vermeyeceğiz.' 1989'dan sonra Bolivya'da, çok büyük doğalgaz yatakları olduğu ortaya çıktı. Ve artık onlar, 'Şimdiye kadar her şeyimizi verdik ancak doğalgazımızı vermeyeceğiz' diyorlar. Doğalgazın yüzde birinin bile satılmasına izin vermiyorlar. Bu konuda sokakta çok önemli bir inisiyatif var. Bolivya'da, 1952 devriminin çok büyük bir etkisi oldu. O tarihten sonra kurulan bütün partilerin adı devrimcidir. Ama esasta sağcı partilerdir. Bu yüzden gerçek anlamda sol kendisini sokakta ifade ediyor ve bundan vazgeçmeyecek gibi görünüyor.
Eski gerilla liderlerinden Dougles Bravo'yla konuşmuştum. Diyordu ki, 'Venezüella'da devrimci bir süreç var ve güçlü. Çünkü petrol zengini bir ülkenin, solcu bir hükümeti var.' Ancak Bolivya'daki devrimci süreç doğrudan kamulaştırma talepleriyle sokağa inen halkın omuzlarında. Bu yüzden en kararlı devrimci durum Bolivya'dadır. Bolivya, özelleştirmenin bütün yok ediciliğini yaşadı. Örneğin su özelleşti ve insanlar su bile içemediler. Bunun arkasından güçlü özelleştirme karşıtı eylemler gelişti.


Bolivya'da yakında seçimler var ve Sosyalizme Doğru Hareketi'nin lideri Eva Morales en güçlü aday olarak gösteriliyor. Sizce Morales kazanacak mı?
Şansı yüksek görünüyor. Morales'le, bir röportaj yaptım. Şunu söyledim kendisine: 'Sen eski bir koka işçisisin...' Hemen araya girip şunu dedi: 'Hayır, ben eski bir koka işçisi değilim. Ben hala bir koka işçisiyim. Çünkü koka bizim kültürümüz.' Konuşurken İndian yerli kültürünü çok vurguluyor. Kendisi Bolivya'nın yerli halklarından, Aymaralar'dan geliyor. Eğer kazanırsa, Bolivya'nın ilk İndian başkanı olacak. Ülkede nüfusun yüzde seksenini yerliler oluşturmasına rağmen, 37 farklı etnik kültür olmasına rağmen, hiçbir zaman İndian bir başkan olmadı Bolivya'da.
'Venezüella'nın sorunu bürokrasi'

Venezüella'yı nasıl değerlendiriyorsun?
Venezüella'da önemli bir süreç yaşanıyor. Ancak bu devrimci bir süreç mi? Ben, Venezüella'yı çok çeşitli yönleriyle izleme fırsatı buldum. Çeşitli etkinlikler ve konferanslar için gidenler, ülkenin sadece misafir odalarını geziyor.
Venezüella'dan gönderdiğin yazıların birinde, Bolivarcı Devrim'in sonuna ünlem işareti koyman bizi şaşırtmıştı...

Özellikle vurgulamaya çalışıyorum, çünkü Dougles Bravo'nun, yani 3 nesil gerilla komutanının anlattığı olgular bana çok çarpıcı geldi. Şöyle diyor Bravo: 'Venezüella petrol demektir ama Chavez'in birçok petrol anlaşmasının altında imzası var. '

Peki Bolivarcı halkalar, misyonlar...

Bolivarcı halkalar diye bir şey yok. Bu dışardan yanlış bilinen bir şey. En büyük Bolivarcı Devrim örgütlenmesi olan misyonlar var. Bu misyonların içinde, en fazla beş tane elle tutulur çalışma yapan var. Biri eğitim kampanyaları diğeri gıda kampanyaları. Bunlar önemli şeyler, zaten üzerine çok yazılıp çiziliyor. Ben bunları yadsımıyorum. Sadece, 'Başka tarafları da var' demek istiyorum.
Venezüella halkı, bürokrasiden çok şikayetçi. Chavez tartışılmaz bir adamdır. Tanrısal bir durumu var neredeyse. Ama kimse Chavez'in altındaki partileri sevmez. Çünkü onlar bürokrattır. Halk, 'Onlar yolsuzluk yapıyor' der. Bunun için insanlar bir bakan ya da başka bir görevliyle görüşmek istemez. Direkt Chavez'le görüşmek ister.
Ben hükümetten bir bakanla konuştum, bürokrasiden şikayet etti. Ama bürokrasi o bakandı. Ondan daha üst bürokrat var mı? Böyle bir süreç var şu an Venezüella'da. Ama dediğim gibi, Chavez çok seviliyor. Madenciler şöyle diyordu: 'Bizi şimdiye kadar sadece İsa biliyordu.
Şimdi Chavez de biliyor.' Mesela ben oradayken, ulusal muhafızlar altın arayan madencilere saldırdı. Madenciler ulusal muhafızların silahlarını aldı ve Chavez'i çağırdı. Çünkü başka kimseye güvenmiyorlar. Venezüella'da bürokrasiyi kırmak için girişimler var. Ama işte paradoks şu: Bolivarcı Devrim de bürokrasinin içinde.