BATI TRAKYA-ATILIM

    Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

-İşçi Sınıfı, Başarılar, Engeller ve Olanaklar(James Petras-sendika.org)
İşçi sınıfı bir çok olumsuz öznel ve nesnel koşulla karşı karşıya: Neoliberal rejimler sosyal ve sendikal hakları ortadan kaldırdılar; “serbest ticaret bölgeleri” kurdular ve çürümüş sendikacıları kendilerine eklemlediler. Büyük sermaye, işçiler ve sendikacılar ücret artışı talep ettiklerinde işyerlerini kapatıp başka yerlere gitme tehdidini yükseltiyorlar; sermayenin hareket serbestliği işçi sınıfı militanlığını olumsuz biçimde etkiliyor. Güvencesiz çalışmanın, kayıt dışı emeğin yaygınlaşması ve “çalışma olanaklarının ortadan kalkması” emek gücünü “geçici işçiler”, “taşeron çalışanlar” ve işçiler olarak parçalayarak, örgütlenmeyi ve toplu sözleşmeleri zorlaştırıyor. Tüketim, bireysel ideolojilerin kitle iletişim araçlarıyla yaygınlaştırılması ve başka ülkelere doğru gerçekleşen kitlesel göçler, sınıf dayanışmasını ve sınıf bilincini zayıflatıyor. Birleşik Devletlerin emperyal siyaseti ile kültürel ve askeri nüfuz politikaları da kamusal kurumların özelleştirilmesinin, işsizlikteki artışın ve yaşam maliyetlerinin yükselişinin olduğu kadar, vicdanı zehirleyen reality showların, toplumsal hayatın askerileşmesinin ve artan baskıların önünü açıyor. Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (NAFTA), Amerikalar Arası Serbest Ticaret Anlaşması (ALCA), Kolombiya Planı, And Planı ve “teröre karşı savaş” çağrıları Latin Amerika ekonomilerini yeniden sömürgeleştirmeyi, yerel orduları emperyalizmin işbirlikçileri haline dönüştürmeyi ve işçi kitlelerinin sömürüsünü sürdürmeyi amaçlıyor.
Bu öznel ve nesnel koşullara karşın, Latin Amerika işçi sınıfı önemli zaferler elde etti ve önemli ilerlemeler ufukta görünüyor. Bolivya’da (2003) ve Ekvador’da (2000), işçi-köylü ittifakları emperyalizmle işbirliği yapan başkanları görevden aldılar. İşsizler ve işçiler küçük burjuvazi ile girdikleri ittifakla 2001’de Arjantin’in emperyalizm yanlısı başkanını, Fernando de la Rua’yı görevden uzaklaştırdılar. İşçiler ve küçük burjuvazinin bazı kesimleri (Bolivya) Cochabamba ve El Alto’da ve (Peru) Arequipa’da, suyun ve elektriğin özelleştirilmesini durdurdular; Montevideo’da limanların ve elektriğin özelleştirilmesini engellediler ve Meksika’da elektrik sanayindeki özelleştirmelere son verdiler. İşçiler ve köylüler, görüşmelerin uzamasına neden olarak, ALCA’ya karşı mücadelenin öncülüğünü üstlendiler. İşçiler ve kent yoksulları başkan Chavez’in orduyu ve darbe tezgahını aşarak yeniden iktidara gelebilmesini sağlayan başlıca güç oldular. Brezilya ile Venezüella’da, resmi sendikalara karşı yürütülen muhalefetin içinden, bağımsız sınıfsal programlar öneren Yeni Konfederasyonlar ortaya çıkıyor. Brezilya, Arjantin, Ekvador ve Peru’da, sendikalar, neoliberalizme meyleden merkez-sol başkanlara karşı mücadeleyi yükseltiyorlar; Arjantin başkanı Nestor Kirshner 2001’deki büyük çöküntünün ardından kamu ve özel sektörde, yüzde 20 ücret artışı ve maaş tazminatı talep eden sendikalardan yükselen büyük bir direniş dalgası ile karşı karşıya. Başkan Ignacio Lula Da Silva sosyal güvenlik ve emeklilik hakkı ile grev hakkına saldırarak ve bütçede önemli kesintilere giderek kamu sektörü sendikalarının ve bir bütün olarak özel sektör işçileri sendikalarının tepkisini üzerine çekti.

Emeğin yaşam koşulları bakımından son derece önemli olan gelişmelerden bir tanesi, Latin Amerika rejimlerinin tamamı tarafından uygulanan politikalardaki benzerliktir. Uluslar arası Para Fonu ve Dünya Bankası’nın siyasetlerinin emeğin çalışma koşulları ve yaşam koşulları üzerinde bu denli benzer etkiler yaratacak biçimde uygulamaya konulması tesadüf değildir. Somut biçimde söylemek gerekirse, eğer kapitalist devlet, Karl Marx’ın söylemiş olduğu gibi, “egemen sınıfın bir yürütme komitesi” ise, IMF de uluslar arası egemen sınıfın (emperyal) bir yürütme komitesi” demektir.
İşçi sınıfının enternasyonalizmi soyut değil, emek hareketini sermayenin yoğunlaşmasına ve eylemine karşı birleştirmeyi hedefleyen zorunlu bir pratiktir. Sendikaların, büyük bir ölçek ve uzun vadeli sözleşme hakları ile uğraşan basit toplu görüşme pratikleri 80’ler, 90’lar ve yeni yüzyılda görmüş olduğumuz gibi yeterli olmamıştır. Neoliberal rejimler birbiri ardından tüm sektörleri özelleştirdiler; iletişim, bankalar, ulaşım, enerji vs. İşçi sınıfı her sektörde ayrı ayrı direndi ancak diğer sendikaların desteğini alamadığında yenilgiye uğradı. Sendikaların güçlü olduğu ve ciddi bir örgütlenmeye sahip oldukları yerlerde bile, IMF ve neoliberal devlet muazzam zaferler elde edebildi. Son otuz yılın önümüze koymuş olduğu ders çok açıktır. Sendikalar, varlıklarını sürdürmek ve başarı kazanmak istiyorlarsa, kentlerdeki işçi sınıfının yüzde 80’ini temsil eden ve sendikalarda örgütlü olmayan, mahallelerde örgütlenen yoksul işçilerle ve onların mahalle örgütlenmeleriyle işbirliği yapmalıdırlar. Sermaye hareketlerinin sınırları aştığı bir zamanda, işçilerin davası için dövüşen sendika önderleri enternasyonalist bir ruhla küresel biçimde düşünmeli ve davranmalıdırlar. Bugün politik bağımsızlığa ve sınıfsal bilince dayalı bir Latin Amerika Sendikalar Konfederasyonunun inşa edilmesine öncelik verilmelidir.
Bu da, daha ilk adımda, ABD yanlısı AFL-CIO ve “kendi” kapitalistleri ile işbirliği yapan Avrupa Sendikalar Birliği gibi emperyalizm-yanlısı sendikalarla olan tüm tabiyet ilişkilerinin ortadan kaldırılması anlamına gelir. Sınıflar arasında işbirliğini savunan bu eski konfederasyonlar her yerde tam bir başarısızlık içindedirler: Eski
üyeleri darmadağın olmuş, yeni üyeleri hayal kırıklığına sürüklenmiş; maaşlı yöneticileri temsil ettikleri üyelerine karşı anti demokratik, ama patronlarına karşı uysal bir tutum takınmışlardır. Birçok örnekte, sendikalardaki işçilerin doğrudan eylemler ve genel grevler, kitlesel fabrika işgalleri ve yolların, iletişim ve ulaşım hatlarının kesilmesi gibi en önemli eylemleri, bu önderlere rağmen gerçekleştirilmiştir.

1 Mayıs 2005 yalnızca geçmişi ve Chicago şehitlerini anma günü değil, işçi sınıfının gücünü, örgütlenme ve dayanışma potansiyelini ifade etmenin günüdür. Bir Mayıs, işçi sınıflarının mücadelesi yüksek bir sınıf bilincine sahip olan önderlikler tarafından yönlendirilen uluslarda büyük bir sınıfsal ifade biçimini kazanmıştır. Bugün Birleşik Devletlerde işçi sınıfının mücadele gününde kendisini ifade edememiş olması, “sendikal uzlaşmanın” büyük sefaletinin bir göstergesidir. Esas meydan okuma, işçi sınıfının mayısın ilk günlerinde ortaya çıkan bu uluslar arası dayanışma ifadesini, sürekli bir pratiğe dönüştürmek, devrimci bir projenin sembolik bir adımı haline getirmektir.

(rebelion.org’den sendika.org tarafından çevrilmiştir)