|
-Irak merkezli Ortadoğu kaynıyor.(Abu Şehmuz Demir) Mağrib’ten Şattül-Arap bölgesine kadar olan geniş Ortadoğu coğrafyası adeta yangın içinde. Bu geniş coğrafya üzerinde egemenliğini pekiştirmeye çalışan uluslararası emperyalist güçler ve bölge devletleri, bölge halklarını birbirlerine karşı kışkırtıcı ve tahrik edici gerici politikalar uyguluyorlar, halklar arası kardeşlik yerine düşmanlık tohumlarını geliştiriyorlar.
Bunların hepsinin de kaygıları ve korkuları emperyalist-kapitalist sistemin geleceğinin varlığına yöneliktir. Bu korku onları savaşlara ve işgallere sürüklediği gibi, mazlum halkları hem baskı altına almak hem de böl-parçala ve yönet siyasetiyle halkları birbirine kırdırmaya çalışmaktadırlar.
Bu zulüm politikası Doğu halkları üzerinde çok yönlü devam ediyor. Doğu’nun toprakları üzerinde devam eden emperyalist işgal ve savaşların yanı sıra, bir çok bölge devleti de kendine ait olmayan toprakları gücü yettikçe ya işgal ediyor yada işgale hazırlanıyor. Hal böyle olunca işgalci ve ırkçı devletler bölgedeki boşluklardan yararlanma babından, mazlumlara yönelik gerici siyasetin hayat bulabilmesi için bölgenin hassas konumu üzerinde yazı tura oynamayı sürdürüyorlar.
Üstüne üstlük, ABD’nin Ortadoğu’yu egemenlik altına alma çabaları ekseninde Irak işgali ve işgalin yarattığı vahşi süreç en vahim şekliyle devam ediyor. ABD’nin Ortadoğu’daki stratejik ortaklarından biri olan İsrail, Filistin topraklarında hiç dinmeyen ve günlük olarak işgal, terör ve zulüm hareketini sürdürüyor. İsrail bunun yanı sıra Lübnan’a yönelik süreç içerisinde yapacağı saldırı planları ve stratejisinin hayat bulması için Lübnan’da geçen yaz başlattığı ve 34 gün süren savaştan bu yana fay hatlarının altını kazıyor. Lübnan’da ise, Sinyore hükümetine, İsrail’in ve ABD’nin planlarına karşı muhalefetin çadır eylemi halen devam ediyor.
Buna bir de Türkiye’nin Misak-ı Milli siyaseti çerçevesinde gerici, ırkçı ve şoven politikalar ekseninde içte ve dışta Kürt halkına karşı gerginlik siyaseti yürütüyor. Ortadoğu’da Türkiye’nin hiç de dost olarak kabul edilmediği, hatta yer yer çeşitli ülkeler tarafından düşmanca tutum aldığı söyleniyor. Bu anlamda Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde oluşan Kürdistan Özerk Bölgesi’ne yönelik sınır ötesi saldırı hazırlıklarını da eklediğimiz zaman, Türkiye ateşin üzerine körükle gidiyor ve kendini yangının içerisine atılıyor. Bu da kendisine hayr-ü alamet değil, şer getirecek gibi görülüyor.
Dahası devletin resmi ideolojisine dönen ve kendi dışındaki etnik ve ulusal varlıkları kültürel bir zenginlik olarak değil de, reddeden politikalara çanak tutan Türkiye, bölge halklarına yönelik gericiliği kışkırtıyor.
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Kuzey Irak’a bir operasyon yapılmalı mı diye soruyor ve “Olayın iki boyutu var biri askeri, diğeri siyasi. Askeri olarak baktığınızda bir operasyon yapılmalı” diyerek sorusunu yanıtlıyor. Bu Ortadoğu’da yaşayan halklar açısından saldırgan, yayılmacı ve şoven bir politika anlamına geliyor
Hal böyle olunca da, bölge çapında devam eden emperyalist-kapitalist böl-parçala siyaseti, Irak üzerinden tüm bölge toplumlarını içte birbirine karşı kışkırtma ve kırdırma siyaseti halini alıyor. Toplumlar dini gericilik ve ırkçılık gibi gerici kavramlarla birbirine düşman edilmeye çalışılıyor.
Emperyalist-kapitalist merkezlerin son dönemlerde halklar arasında bilinçli olarak geliştirdikleri dini gericilik ve ulusal milliyetçilik, toplumlar arası dayanışma ve barışı engellemeye çalışıyor. Onun yerine gericiliğe sarılarak, milliyetçilik babından mezhepler ve ırklar arası savaş körükleniyor.
Aynı merkezler kendilerine yönelik dünya çapında gelişen toplumların sosyal mücadelelerini bastırma stratejisi olarak son yıllarda dini ve ırkçı siyaseti tüccar mantığıyla meydanlarda pazarlamaya çalışıyorlar.
Bu gericiliğe neden olan ABD ve müttefiklerinin Afganistan’da Irak’ta sürdürdükleri vahşi işgal ve işgalin yarattığı ortamdır. Bu ortamdan kendilerine pay çıkaran bölge devletleri içte mağdurlara yönelik gerici yasaların ve uygulamaların yanı sıra adeta gericiliğin şemsiyesi altında toplumlar arası ırkçı ve milliyetçi siyaseti geliştiriyorlar.
Başta Irak olmak üzere, bölgenin bir çok yerinde mezhepler arası itilafların fay hatlarının altının kazınmasının yanı sıra, etnik ve toplumlar arası nifak tohumları ekilmeye çalışılıyor. ABD ve müttefiklerinin İşgalden bu yana, sosyal çöküntü altında olan ve işsizliğin diz boyu olduğu Irak’ta ailesini ve çocuğunu geçindirmek için çabalayan insanlara yönelik estirilen terör eylemleri, Irak’ı harabeye çevirdi.
Parlamento ve devlet dairelerinin bulunduğu ve tüm noktaların kontrol edildiği ve Irak’ta en güvenlikli yerlerden biri olan El-Hazra ve “Yeşil Bölge”ye kadar giren terör eylemleri ve bu eylemlerin ardında kim veya kimlerin bu saldırıyı gerçekleştirdikleri ve aynı gün tarihi Dicle köprüsünün havaya uçurulması akılları kurcalamaktadır.
Irak’ın işgalinin yıl dönümüne denk gelen, Bağdat pazarlarında geçimini sağlamak ve günlük zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için bulunan insanlara yönelik patlatılan bombalı intihar saldırıları son birkaç ayın en kanlı vahşetlerinden biriydi. Irak’ta savaşın başlamasından buyana günlük olarak, ortalama yüzü aşkın insanın hayatını kaybediyor. Son saldırılarda 140 insanın ölümünün yanı sıra 150 kişide yaralandı.
Irak’ın geneline hakim olan terör ve kaos ortamını bölgedeki görev yapan El-Cezire muhabiri şöyle ifade ediyordu. El-Jezira, El-Basra, El-Samara ve Bağdat olarak çizdiği Irak’ın dört köşesinde hayatın küllü harap olduğunu söyleyerek, Irak’taki vahşetin ne denli vahim olduğuna vurgu yapıyordu.
Iraklıların geleceğinin belirsizliği devam ettiği gibi, işgalci güçler bu kez de Irak halkının arasına Filistin’de Siyonist İsrail rejiminin hayata geçirdiği grotesk duvar benzeri olan beton duvar örüyorlar. Bu duvarlar Filistin’de olduğu gibi, ırkçı ve gerici slogan, figür vb. ile Iraklı toplumlar arası rencideyi körükleme panosuna çevrilecek. Atılan her adımla Irak halkı arasında hayata geçirilmeye çalışılan dini ve etnik ayrılıkların daha da derinleşmesi hedefleniyor.
Yani hiçbir güvencenin olmadığı Iraklılar arasına örülmeye çalışılan duvar, halkı açlıkla terbiye ederek teslim almaya çalışılmaktadır. Bir nevi beri yaka, karşı yaka olarak adlandırılacak olan Bağdat’ta her iki yakada oturanlar ileriki süreçte ya sınırlı müsaade ile karşıya geçecekler yada tamamen işlerini kaybetmiş olacaklardır. Zaten hali hazırda varolan aşırı işsizliğin daha da artması olup, bu yeni duvar yöntemiyle Iraklıları siyasi ve ekonomik açıdan teslim almanın bir diğer şeklidir.
Bu arada ülkede devam eden terör saldırılarının diğer bir amacı da, Irak’ta siyasi ortamı (hali hazırda kısmı olarak var olan) bir mezhepler arası çatışmalar haline dönüştürmek. Bu yolla Irak’taki karmaşa havasının bölgenin diğer alanlarına yani geneline yayılmasının zeminleri yoklanacak.
Irak’taki bu güvensizliği serserice körükleyenlerin başında işgalci güçlerin yanı sıra çoğu El-Kaide’ye bağlı ölüm mangaları, devrik Saddam rejiminin Baas kalıntıları ve işgalci güçlerin elinin altındaki işbirlikçi gruplar ve çeşitli devletlerin istihbarat örgütlerince oluşan kesimlerdir. Bu güçlerin saldırıları, Irak ve Irak sınırlarıyla sınırlı kalmayan ve Irak sınırlarını aşan bir çok ülkede iç kargaşalar çıkarmaya çalıştıkları ortada.
Yani ABD Irak’ı bir kaos içinde tutmak için Irak’taki piyonları, müttefikleri ve kendisi Irak’ın güvenliğini güvensizleştirerek, “ben olmadan hiçbir güvenlik sağlanamaz” anlayışıyla hem dünyaya hem de bölgeye bu mesajı dayatıyor. Bu vesileyle Irak üzerinden bölgeye yönelik strateji ve taktik üzerine plan ve projeler geliştirmeye çalışıyor. Irak’ın “yeniden yapılandırılacağını” iddia eden ABD ve müttefikleri bırakın bu ülkeyi yapılandırmayı, Irak’a bugüne kadar gelmiş geçmiş hiçbir yayılmacı ve imparatorluğun bu ülkeyi ABD ve müttefik işgalci güçler kadar tarumar etmediler.
ABD ve müttefiklerinin Irak’tan geri çekilmelerine yönelik uluorta ve anlamsız tartışmalar gereksiz yere gündemleri meşgul etmekten başka bir şeyi ifade etmiyor. Birincisi ABD salt boyunu göstermek için Irak’ı işgal etmedi. İkincisi, Irak’tan geri çekilmek diye bir derdi yok. Tam tersi Robert Gates’in de ikide bir tekrarladığı gibi, Irak politikaları uzun evrimli olup, askeri olarak geri çekilmeler olsa da geride kendilerine sistem ve sistemler oluşturarak geri çekilmeler olabilir.
Yani Beyaz Saray’da devam eden ve Demokratların Irak’tan askerleri geri çekme tartışmalarına yönelik Dick Cheney, Bush’un Irak politikalarını savunarak hasımlarına “Geri çekilme takvimi ABD’nin yenilgisi anlamına” gelir diyerek kamuoyunda tartışılan “Geri çekilme takviminin belirlenmesini” reddediyordu.
Aslında Demokratlar Ortadoğu konusunda Bush’tan farklı bir politikaya sahip değiller. Onlar sadece dünyada ve Ortadoğu’da rezil ve rüsva olmuş olan Amerikanın imajını nasıl düzeltiriz kaygısı içindeler…
Zira ABD’nin Irak’taki yeni komutanı General David Petreus ve Demokrat Parti lideri Harry Reid’in “Biz artık Irak’ta işgalci gücüz” veya Generalin deyimiyle, “savaşın sadece askeri yollardan kazanılamayacağını” söylerken, ABD’nin namusunun nasıl kurtarılacağı yönünde dünyaya ve bölgeye mesajlar veriliyor. Çünkü ABD’nin özellikle Ortadoğu’ya yönelik geliştirdiği stratejik planları herkesin de bildiği gibi kısa vadeli olmayıp, uzun vadelidir.
ABD’nin Pentagon ve küresel stratejik planlarının ideologlarından olan Thomas P.M. Barnett, “Ortadoğu merkeze (küreselleşme dünyasına) katılana kadar biz asla Ortadoğu’yu bırakmayacağız… Biz dünyanın her tarafında savaş açmaya hazırız ancak bizim odaklandığımız asıl yer boşluk bölgeleridir… Amerika Güney Batı Asya’da diğer adıyla Orta Asya’da ve İran Körfezi’nde savaşa hazırdır çünkü, bu bölgeden akan enerji küresel bağlantının korunması bakımından önemlidir…” (Aktaran Haluk Gerger, ABD, Ortadoğu-Türkiye syf 528).
Bu yukarıdaki alıntıya yönelik ABD’nin Savunma Bakanı Robert Gates, bu makama geldiği ilk günlerde yaptığı Körfez ziyaretinde “uzun süre bu bölgede (Ortadoğu’da)” kalacaklarını söyleyerek Pentagon’un bu stratejisini doğrulamış oluyordu. Yani görüldüğü gibi ABD’nin geri çekilme veya defolup kendi isteğiyle bölgeden gitme diye bir planı ortada bulunmuyor. Tersi derinlemesine süreci ısıtıyor ve kaynatıyor.
Sonuç itibariyle, ABD’nin Savunma Bakanı Robert Gates ve Condoleezza Rice’de sık sık Ortadoğu’ya gelerek, ABD stratejisinin bölgede hayata geçirilmesi ve “Bağdat’ın Yeni Güvenlik Planı” olarak Robert Gates tarafından “Yasa ve Asayiş” kodlu planın uygulanırlığı için çabaladıkları ortada.
Zira bu ve benzeri planların hayata geçirilmesi için Ortadoğu ısıtılıyor ve dört başlı bölgeye yönelik tehditler bir çok yönlü devam ediyor. Yani ABD Ortadoğu’da Irak merkezli kendine sağlam kalelerin oluşturulması ve İsrail’in lehine dengeleri güçlendirmek için işgali daha da derinleştirmenin hesapları içerişinde. Kaynak:sendika.org
|