|
-İbram Onsunoğlu'dan Batı Trakya sorunları.(Mihail Vasiliadis-Ülkede Özgür Gündem) İbram Onsunoğlu hakkında geçenlerde de yazmıştık.'Yurttaşlık yolunda' Konferansı'nın Gümülcine'de gerçekleşen 3. toplantısı fırsatıyla kendisiyle yeniden buluştuk. Biz İstanbul'daki Rum azınlığının sorunlarını, oradaki Türk azınlığı mensupları da kendi dertlerini dile getirdi. İbram bu kez konuşmacılar arasında değildi gerçi, ancak bir gün önce yapılan, azınlık üyeleri ve uzmanların katıldığı kapalı toplantıda hazır bulundu ve söyledikleriyle pek çoğumuzun ağzını açık bıraktı. Toplantı masasına yatırdıkları çok önemli, kamu oyunun bilmesi gereken şeylerdi. Fırsat bulup yazmayı düşünüyorduk. Kıymetli meslektaşımız Leyla Tavşanoğlu daha atik davrandı ve kendisiyle yaptığı söyleşiyi Cumhuriyet gazetesinde yayınladı (5.6.05 s.12). Sayfamın elverdiği kadarını size aktarıyorum: L. Tavşanoğlu: Dikkatimi çeken bir nokta var. Batı Trakya'da bugün, Türkiye'de Batı Trakya Türkü olarak adlandırılan aşağı yukarı 130 bin kişilik bir nüfus yaşıyor. Buna karşılık Yunanistan'daki resmi söylem Batı Trakya'lıların etnik alt kimliği değil, dini kimliğini ön plana çıkarıyor. Müslümanlar olarak söz ediliyor. Sizce bu niçin yapılıyor? İ. Onsunoğlu: Bu bir milliyetçilik çatışması. Yunanistan'da milliyetçi görüş çok egemen ve tayin edici bir rol oynadığından, azınlık içinde Türk sıfatını kullanırsa Türk milliyetçiliğine meydan verileceği sanılıyor. L. Tavşanoğlu:Müftü meselesi? İ. Onsunoğlu: ...Önce Gümülcine ardından da İskeçe müftüsü öldü. Yerlerine kim gelecek sorusu sorulmaya başlandı. Yunan hükümeti 'benim denetimim altındaki kişileri müftülüğe tayin ederim' tavrı içine girdi. Aslında çok normal. Çünkü Devlet mantığı böyle. Buna karşılık Türkiye de, 'Ben de müftülerin benim adamım olmasını isterim' dedi. İşte müftülük sorunu böyle çıktı. (...) Türkiye bunu (müftünün seçilmesini) demokratik hak olarak öne sürerken, biz bunun ikiyüzlülük olduğunu görüyorduk. Çünkü o sırada azınlık Türkiye derin devletinin yörüngesine girmişti. Azınlıkta bizim başlattığımız kavgaya müftüler de karışmıştı. Türkiye'de derin devlet duruma el attığında ortada hazır bir potansiyel vardı. Ama bu el anavatandan geldiğinden kutsal sayılıyordu. Herkes bu emre asker gibi uymak zorundaydı. (...) Abdullah Çatlı da vardı MİT de vardı (işin içinde), Kahraman Yol'u gönderdi. Zırt pırt buraya geliyordu. MİT'le Tansu Çiller arasındaki köprüydü. (...) Derin devletin burada seçtiği kişi Sadık Ahmet'ti. Sadık Ahmet olayı çıkmazdan önce bütün azınlık ileri gelenleri Türkiye'den direktif almıştı. Bir grup, Erzurum'dan İzmir'e kadar bütün basını dolaşıp Sadık Ahmet'i ön plana çıkarmaları talimatını vermişti. Böylece derin devlet burada bir kahraman yarattı. O sırada Çatlı, Sadık Ahmet'in yanı başındaydı. Susurluk olayından sonra Meclis araştırması yapıldı. Çatlı'nın şoförü şöyle diyordu: 'Sadık Ahmet İstanbul'a geldiğinde onu havaalanından alıp Çatlı'nın kaldığı daireye götürüyordum.' O dönemde Çatlı daha çok Almanya'daydı. Sadık Ahmet üç yıl süren milletvekilliği boyunca, Çatlı'yla görüşmek için Almanya'ya 50 defa gitmiştir. 1989-90 yılları, azınlıkta Türk terörünün kol gezdiği bir dönemdir. Arkadaşlarımın hepsi korkuyorlardı, siniyorlardı. (...) Bir azınlık mensubunun anavatana 'sen burada hata yapıyorsun' demesi büyük bir olaydır. Diyemez. Siner, anavatanı dinler. (...) Anavatanın terör uyguladığından söz ettiğim zaman çok ağır bir ifade kullandığımın da farkındayım. Ama abartmıyorum. Çünkü 150 - 200 azınlık aydınına, politikacısına, eski milletvekiline, gazetecisine... on yıl boyunca Türkiye'ye girme yasağı koymuşsanız, bu terördür.' Sayın Onsunoğlu'nun söyledikleri -ezcümle- bunlar. Peki Batı Trakya'da durum böyle de, İstanbul'da değişik mi? Yunanistan'da derin devlet, hele cunta yıllarında, İstanbul Rumlarını kullanmak istememiş midir? İstemiştir muhakkak. Ancak aralarına sızamamış, adamlarının -varsa- sivrilmeleri konusunda başarılı olamamıştır. Kısaca, bir Sadık Ahmet yaratamamıştır. İstanbul Rumları yüzyıllarca mürşit olarak Fener Patrikhanesini bellemiş, ona bağlı kalmıştır. Başka yerden gelecek telkinlere iltifat etmemiştir. Patrikhane ise (isterseniz çıkarları açısından diyebilirsiniz, bu bir şeyi değiştirmez), milliyetçiliğe alet olmamış, aksine günah ilan etmiştir. İstisnalar varsa, onlar da kuralı pekleştirir... Yerimiz dolduğundan yazının gerisini haftaya bırakalım. Azınlıkların çilesi bitmez nasıl olsa. İki devletin ne baskılar yaptığını, Batı Trakya'daki azınlığın Atina ve Ankara'dan çektiklerini, dostumuz İbram'ın ağzından vermeye devam edelim.
|