BATI TRAKYA-ATILIM

    Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

-ELEFTHEROTİPİA:"AZINLIK HAKLARIYLA İLGİLİ DOKÜMAN-HAYALET SÖZLEŞME"
 Dışişleri Bakanlığının önemli bir belgesi, Yunanistan'ın, Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi'nde öngörülen hakları Trakya'daki azınlığa tanımaya tereddüt etmesinin sebeplerini açıklıyor. Trakya'daki azınlık meselesinin tartışılma şekli, tam olarak sağırlar diyaloguna yol açıyor.Özellikle, televizyon kanallarına uzman olarak çıkan, bölgeye adımını atmamış kimseler, Yunanistan'ın, azınlığın haklarına ne kadar saygı duyduğunu, kimin Pomak kimin Türk ve Bayan Kara Hasan veya Bay İlhan'ın ne kadar şüpheli olduklarını argümanlarla tartışmaya hazır görünüyorlar.
   O halde gerçek verilerle konuşalım. Aşağıda önemli bir belge yayımlıyoruz. Bu Dışişleri Bakanlığının çok gizli
belgesi. (Karar Sayısı 1151.100/AS 548, Uluslararası İlişkiler (A2) Müdürlüğü (DDS)/Azınlık Konuları Bölümü, 11/8/98). Bakan yardımcısının diplomatik bürosuna hitaben yazılmış ve Bakan adına 1'nci derecede tam yetkili Müdür K. Gerokostopulos tarafından imzalanmış. Konusu: "Avrupa Konseyinin Ulusal Azınlıkların Korunması Sözleşmesi'nin Trakya'da uygulanması ihtimali üzerine çıkabilecek pratik sorunlar".
   Bilindiği üzere, Yunanistan Avrupa Konseyinin Ulusal Azınlıkların Korunması Sözleşmesi'ni 22.09.1997 tarihinde imzaladı. Ancak o zamandan beri hükümet yetkilileri, her defasında uluslararası kuruluşlara söz vermelerine rağmen, bunu bir yasayla parlamentoda onaylamaktan özenle kaçınmışlardır.Çerçeve Sözleşmesi Avrupa Konseyi Dışişleri Bakanları Komitesi tarafından 10.11.1994 tarihinde benimsendi.
   1.2.1995 tarihinden itibaren üye devletler sözleşmeyi imzalamaya ve onaylamaya başladılar. 1.2.1998 tarihinden sonra sözleşme yürürlüğe girdi. Sözleşmeyi onaylayan ülkeler şunlar: Azerbaycan, Arnavutluk, Ermenistan, Avusturya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Almanya, Gürcistan, Danimarka, İsviçre, Estonya, Birleşik Krallık, İrlanda, İspanya, İtalya,Hırvatistan, Kıbrıs, Letonya, Litvanya, Lihtenştayn, Malta, Moldova, Norveç, Hollanda, Macaristan, Ukrayna, Makedonya, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, San Marino,Sırbistan-Karadağ, Slovakya, Slovenya, İsveç, Çek Cumhuriyeti ve Finlandiya.
   Yunanistan, Belçika, İzlanda ve Lüksemburg ile birlikte sözleşmeyi sadece imzaladılar ve onaylamayı geciktiriyorlar. Son olarak da Fransa ile Türkiye sözleşmeyi henüz imzalamadılar. Fransa, grupların köken, din veya "ırklara" göre kabul edilmesinin Anayasa'yla ters düştüğünü savunuyor. Fransa'da sadece Fransız halkı tanınıyor ve köken, din veya "ırk" kriterlerinin yasal dayanağı yok. Türkiye'nin ise, azınlıklara karşı ve Lozan Anlaşması'nda öngörülenlerden başka azınlık tanımama yönündeki ısrarcı politikası belli. Bu ısrarı bize bir şeyleri hatırlatıyor.
   Sunduğumuz belgede, Yunan hükümet temsilcilerinin uluslararası kuruluşlara ilk fırsatta sözleşmeyi onaylayacakları garantisini vermelerine rağmen, Yunanistan Dışişleri Bakanlığının uzun yıllardan beri sözleşmeyi onaylamaktan neden kaçındığının sebepleri net bir şekilde görülmekte.
                                                                                                                                                                                               -Dışişleri Bakanlığının Korkusu-
   Bakanlığın azınlık politikası planlayıcıları, Türkiye'nin sözleşmenin uygulanmasını kullanarak azınlık içinde karışıklığı "körüklemesinden" korkuyorlar. Ancak belgeyi hazırlayanlar bu yöntemleriyle, Türkiye'yi, azınlığın yaşam düzeyinin belirleyicisi olarak sunuyorlar ve Yunan vatandaşlarının siyasi haklarının tanınmasında samimi olmayan komşu ülkeye bağımlı kalıyorlar.
   "Bizim açımızdan" şeklinde başlayan belgede şöyle deniliyor: "Sözleşme uygulanırsa, bugüne kadar resmi veya gayriresmi olarak uygulanan azınlık politikasında değişikliği empoze edecek noktaları sıralamanın daha faydalı olacağını değerlendiriyoruz.Yapılan değerlendirmeler, Türk tarafının Müslümanların yaşam düzeylerinin iyileştirilmesi değil, siyasi çıkarlar sağlamak amacıyla Gümülcine Başkonsolosluğu ve buradan etkilenen
Müslümanlar aracığıyla sözleşmeyi art niyetli bir şekilde yorumlama girişiminde bulunacağı görüşünü destekliyor.Bu değerlendirmeler, ülkelerin bazı maddelerini tam olarak uygulamama yönündeki olası imkanları ve Avrupa Konseyini biçimlendiren zihniyeti göz önünde bulundurmadan sözleşme maddelerinde ifade edilen her harfe dayandırılmıştır."
   Ardından sözleşmenin uygulanmasının doğuracağı sonuçlar sıralanıyor. Belgeyi hazırlayanlar tarafından sorunlu olarak görülen maddeler ve bu maddelere ilişkin yorum ve uyarıları sunuyoruz:

     7. Madde
     Taraf devletler bir ulusal azınlığa mensup olan her kişinin barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğüne, örgütlenme özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne, düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne saygı gösterilmesine özen gösterecekler.

     8. Madde
     Taraf devletler, bir ulusal azınlığa mensup olan her kişinin dinini veya inancını açığa vurma ayrıca, dini kurumlar,teşkilatlar ve örgütler kurma hakkını tanımayı taahhüt eder.

     Dışişlerinin Yorumu:
   Trakya'daki Müslümanlar dernek oluşturmada engellerle karşı karşıya kalıyorlar. Özellikle de derneğin adında "Türk"kelimesi yer aldığında. Her zaman hukuki teze dayandırılmayan bu engeller, Çerçeve Sözleşmesi'ne dayandırılarak daha kolay kaldırılabilecek. Derneklerin çoğu görüşlerimize karşıdostça tutum takınmıyor."

     9. Madde 3. Paragraf:
     Taraf Devletler azınlık mensubu olan kişiler tarafından yazılı iletişim araçları kurulmasını ve kullanılmasını
engellemez.Taraf Devletler, birinci paragraf hükümlerini dikkate alarak, radyo ve televizyon yayıncılığının hukuki
çerçevesi içinde, ulusal azınlıklara mensup olan kişilere mümkün olduğu kadar kendilerine ait iletişim araçları kurma ve kullanma imkanı verilmesini sağlar.

     Dışişlerinin Yorumu:
     "Türkiye'de yayımlanan yazılı basının, Trakya'da dolaşımı ve dağıtımı engelleniyor. Aksine, Yunanistan aleyhine yoğun eleştiride bulunan Türk dilindeki yerel gazetelerin çıkarılmasına ve dolaşımına izin veriliyor."

     10. Madde 2. Paragraf:
     Ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin geleneksel olarak yaşadıkları veya çok sayıda bulundukları yerlerde,
bu kişilerin talep etmeleri ve böyle bir talebin gerçek bir ihtiyacı yansıtması halinde, taraf devletler, azınlığa mensup olan kişiler ile idari makamlar arasında mümkün olduğu kadar azınlık dilinin kullanılmasına imkan verecek şartları sağlamak için çaba gösterir.

     Dışişlerinin Yorumu:
   "Müslümanların kamu yönetimi ile alış verişlerinde, azınlık dili kullanılmıyor. Zamanla Rodop Valiliği'nde
tercümanlar kullanılmıştır ancak bunlar kalıcı olarak yerleştirilmemiştir. Türk dilinin Trakya'da kamuya girmesi ve
Türkçe konuşan belli sayıda memurun atanmasının, birçok Hristiyanı tahrik edeceği ve gerekli altyapının oluşturulması için büyük ekonomik harcamaya yol açacağı aşikardır. Ancak, her valiliğe Yunanca konuşarak anlaşmada zorluk çeken Müslümanların başvuracakları az sayıda tercümanın yerleştirilmesi sorunu çözebilir. Bu şekilde, imaj yaratmak için olsa bile,Pomak ve Çingene dillerinde tercüman yerleştirme rahatlığını
da sağlamış olacağız."

     10. Madde 3. Paragraf:
   Taraf Devletler, bir ulusal azınlığa mensup olan herkesin gözaltına alınmasının nedenleri ile kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebepleri hakkında anlayabileceği bir dilde en kısa zamanda bilgilendirilme ve kendisini bu dilde savunma, gerektiği takdirde bir çevirmenin yardımından ücretsiz olarak yararlanma hakkını güvence altına almayı taahhüt eder.

     Dışişlerinin Yorumu:
   "Polis, Müslümanların gözaltına alınması sırasında tercüman kullanmıyor. Bu kolaylık Trakya'daki mahkemelerde tanınıyor. Tercümanın bulunması için sürekli talepte bulunmakla, sözleşmede öngörülenlerin aşırı kullanımı, polisi görevlerini yapamaz hale getirebilir."

     11. Madde 2. Paragraf:
   Taraf Devletler, ulusal bir azınlığa mensup olan kişinin, levhalarını, yazıtlarını ve özel nitelikli diğer bilgilerini,
kendi azınlık dilinde kamuya açık alanda sunma hakkına sahip olduğunu tanımayı taahhüt eder.

     Dışişlerinin Yorumu:
   "Mesleki faaliyetler hakkında kamuoyunu bilgilendirecek azınlık dilinde levhalar bugüne kadar yok. Böyle bir şey yasak olmamasına rağmen yerel makamlar tarafından teşvik edilmiyor. Bu tutumda, Türkçe'de Latin alfabesinin kullanılması ve bunun sonucunda Türk isimli levhaların Yunan levhalarından önemli derecede farklı olması da etkili olmuştur. Tabii ki İngilizce, Fransızca gibi dillerdeki levhalar bugüne kadar hiç kimseyi rahatsız etmemiştir. Türkçe yazılı levhaların kullanımında, aşırı Hristiyan olan mağaza sahiplerini rahatsız etme ihtimali
var; özellikle de bu durum müşteri kaybıyla bağlantılı olursa.

     11. Madde 3. Paragraf:
   Bir ulusal azınlığa mensup olan çok sayıda kişinin geleneksel olarak yaşadıkları yerlerde, taraf devletler, kendi hukuk sistemleri içinde, diğer devletlerle olan anlaşmaları dahil ve kendi özel koşullarını da dikkate alarak, geleneksel yerel adları, sokak adları ve halka hitap eden diğer coğrafi bölge adlarının azınlık dilinde kullanılması için yeterli talep olduğunda, bunların azınlık dilinde de kullanılması için çaba
gösterir.

     Dışişlerinin Yorumu:
   "Şehir, sokak ve yer isimleri azınlık dilinde değil sadece Yunan dilindedir. Ender olarak birkaç durum dışında Yunanca ile hiçbir ilgisi olmayan Türk yer isimlerinin kullanımı ciddi tepkilerle karşılanırdı."

     12. Madde 3. Paragraf:
   Taraf Devletler, ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin her düzeyde eğitim alabilmeleri için eşit fırsatlar yaratmayı taahhüt eder.

     Dışişlerinin Yorumu:
   "Günümüzde azınlık eğitimi esasen ilk öğretim ile sınırlıdır. Bugüne kadarki çabalar azınlık orta okullarını
küçültmek ve eğitimde Yunan dilinin zorla uygulanması yönündeydi. Müslümanların üniversiteye girişlerindeki yeni yöntem, ki sınava tabi tutulacakları Yunancayı daha iyi öğrenmek için kendilerini kamu okullarına yönlendirmeleriyle, bu hedefe ulaşmayı kolaylaştırıyor. Sözleşme, geniş kapsamlı azınlık orta öğretimi oluşturmak isteyen Müslümanlar için bir dayanak oluşturacak. Bu okullardan mezunlar, eğitim için Türkiye'ye gitmemeleri durumunda marjinalleşecek. Pomak ve Çingene çocuklarının da genç yaşta Türk diline aşinalık
kazanabilecekleri azınlık anaokullarının kurulması imkanı da, başka bir sorun yaratacaktır."

     13. Madde 1. Paragraf:
   Taraf Devletler, kendi eğitim sistemlerinin içinde, bir ulusal azınlığa mensup olan kişilerin kendi özel eğitim ve
öğretim kurumlarını kurma ve işletme haklarını tanır.

     Dışişlerinin Yorumu:
  "Azınlık mensupları, işletme masraflarının devlet tarafından karşılanmasıyla, okul kurma ve işletme hakkına
sahipler. Devletin, Müslümanların kurmak isteyecekleri azınlık okullarının giderlerini karşılamaktan vazgeçme olasılığı, Türk Başkonsolosluğu'na okulun finansmanına katılma imkanını verecek."

     16. Madde:
   Taraf Devletler, ulusal azınlıklara mensup kişilerin yerleşmiş olduğu bölgelerde nüfus oranını değiştiren ve bu
Çerçeve Sözleşme'de yer alan prensiplerden kaynaklanan hakları ve özgürlükleri kısıtlamayı amaçlayan tedbirler almaktan kaçınır.

     Dışişlerinin Yorumu:
   "Trakya'da Hristiyan ve Müslüman oranının değiştirilmesi amacıyla, eski SSCB'den gelen Pontusluların yanı sıra diğer Yunanlıların da yerleştirilmesi için çaba harcanıyor. Aynı sebepten dolayı Müslümanların güney Yunanistan'a yerleşmeleri teşvik ediliyor. Türkiye tarafından uluslararası kuruluşlara şikayet edilen bu çabalar, bundan böyle daha zor olacak çünkü devletlerin bu tür yollara başvurmamaları öngörülüyor. Son olarak, hiç kuşkusuz Sözleşme'nin ruhuna aykırı olarak, Müslüman adayın seçilmemesini garanti altına almak için
valilik sınırlarının belirlenmesinde İskeçe (Ksanthi) ili Drama ve Kavala illeriyle, Rodopi ilinin de Meriç (Evros)
iliyle birleştirildiğini hatırlatmak gerekir."

     17. Madde 1-2. Paragraf:
   Taraf Devletler, ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin,diğer devletlerde daimi olarak yaşayanlarla ve özellikle etnik, kültürel, dilsel veya dinsel kimliği ya da ortak kültürel mirası paylaştıkları kişilerle özgürce ve barışçıl nitelikte sınır ötesi ilişkiler kurma ve sürdürme haklarına müdahale etmemeyi taahhüt eder.
   Taraf Devletler, ulusal azınlıklara mensup olan kişilerin hem ulusal hem de uluslararası düzeyde sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine katılma haklarına müdahale etmemeyi taahhüt eder.

     Dışişlerinin Yorumu:
   "Yunanistan'daki Müslümanların Türkler ile sınırlar arası temasları resmen kınanmasa da teşvik edilmiyor. Türkiye'den, Trakya'daki Türk kültürel kimliğini güçlendirecek sanatçı gruplarının ziyaretleri veya diğer ziyaretler için de aynı şey geçerli. Sözleşme bunun tersi yönde bir dinamizm oluşturmayı amaçlıyor."
   Belgeyi düzenleyenlerin vardıkları sonuç tabii ki reddedici ve Sözleşme'nin Türkiye tarafından kullanılması görüşünü gündeme getiriyor. Şöyle ki:
   "Bu uyarılar, Sözleşme'nin, Türk kökenli Müslümanların yaşadıkları diğer bölgelerde uygulanması ihtimalinin yanı sıra, bunda öngörülen hükümlerin, Türklere taahhütlerimizi çiğnediğimiz suçlaması olanağını vermemek için, dikkatlice uygulanması suretiyle, aşırı Hristiyanların da tepkilerine yol açmayacak
şekilde Uluslararası İlişkiler (A2) Müdürlüğünün kaygılarını gidermiyor.
   Kavala'daki Siyasi İşler Bürosu'ndan, Sözleşme'nin Trakya'da uygulanmasından doğacak olası sonuçlar hakkında görüşlerini bildirmesi rica olunur."
   Belge sır perdesini kaldırıyor. Çünkü azınlık için neyin yapılmadığı ve azınlığın haklarının ne kadarının Yunan devleti tarafından tanınmadığı hususunda toplu bir görüntü sunuyor.Bu tedirginlikler ve korkular temelinde Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Sözleşme'nin onaylanmasını ertelemeyi sürdürüyor.Çağdaş bilim adamları arasında hakim olan görüş, bu korkuların aşırı olduğu yönündedir. Her halükarda, Yunan vatandaşlarından bahsettiğimize göre, azınlığın kaderi Dışişleri Bakanlığının yetkisinde kalmamalıydı.
   Bu durum, bölgenin tarihi geçmişine ve Lozan Antlaşması'yla azınlıkların korunması statüsünün oluşturulmasına dayanan yasal bir yanlıştan ibarettir. Ancak hakların korunmasıyla ilgili Avrupai bir sistem içinde, devletin vatandaşlarının bir kısmının herkes için uygulananın dışında başka bir yetki altında olmaları
mümkün değildir. Dışişleri Bakanlığı hariç tüm diğer bakanlıklar sorumluluklarının tümünü üstlensinler. Belki o zaman hepimiz, durumun, başımızı toprağa gömerek değil sorunlarla göz göze geldiğimizde daha basit olduğunun farkına varırız.
   Kara Hasan'ın adaylığıyla ilgili en son örnek, durumun ne kadar basit olduğunu bize gösterdi. Birkaç yıl önce "ulusal sebeplerden" dolayı Drama-Kavala-İskeçe uyumsuz süper valiliğin ilhamcısı olan aynı parti, bugün azınlığın bir temsilcisinin kazanması için mücadele ediyor.

     -Yunan Saklambacı-
    
   Avrupa Konseyinin Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu (ECRI), 18.12.1999 yılında hazırlanan Yunanistan ile ilgili ikinci raporunda, Yunanistan'ın Çerçeve Sözleşmesi'ni onaylamamasıyla ilgili gecikmenin altını çizerek şunları belirtiyor: "Yunanistan ulusal azınlıkların korunmasıyla ilgili olarak Çerçeve Sözleşme'yi 1997 yılında imzaladı. Buna karşılık Sözleşme'nin onaylanması, Yunan yasalarının Sözleşme'deki yükümlülüklerle uyumlu hale gelmesi için bazı yasal düzenlemelerin benimsenmesine bağlı. ECRI ısrarla yetkililere bu süreci hızlandırmaları ve Sözleşme'yi onaylamaları için çağrıda bulunuyor."
   Dört yıl sonra, Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu (ECRI) Yunanistan ile ilgili yayımladığı üçüncü
raporunda (5.12.2003), konuyu tekrar gündeme getirerek Yunanistan hükümetinin söz verdiğini, ancak sözünde durmadığını ve ikinci raporun benimsenmesinden beri hiçbir ilerleme kaydedilmemesinden üzüntü duyduğunu belirtiyor.