BATI TRAKYA-ATILIM

    Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

-ELEFTHEROTİPİA:TRAKYA’DA “ULUSAL AMAÇLI KREDİLER”
DÖNÜMLE MİLLİYETÇİLİK
Son zamanlara kadar açık olan çok değerli bir arşiv, “Ulusal nedenlerden” dolayı yeni bir emre kadar mühürlendi. Trakya azınlığıyla ilgilenen araştırmacılar, şimdilik Türk-Yunan dizisiyle yetinsin.

İos köşesi yazarları : Tasos Kostopulos, Dimitris Trimnis, Angelika Psarra, Ada Psarra, Dimitris Psarras.

Yunan kitle iletişim organları, geçen Eylül ayında, genç Türk tarihçi Dilek Güven’in, Rum azınlığının (1955 Eylül olayları başta olnak üzere) aralıklı olarak yerlerinden edilmeleriyle ilgili karanlık güçlerin ve devlet içindeki mekanizmaların rolüne içerden ışık tutan kitabının İstanbul’da yayınlandığı haberini heyecanla karşıladı.
Güven’in çalışması, komşu ülke Türkiye’de son yıllarda araştırmacılara açılan arşiv materyaline dayanıyor. O zamanlar aldığı emir üzere olayı örten, fakat gelecek nesillerin gerçeği öğrenmeleri için daha sonra İstanbul Tarih Kurumu’na teslim etmek üzere ilgili dosyayı elinde tutan Askeri Hakim Fahri Çoker’in kişisel arşivi, bunda belirleyici önemi haiz oldu.
Şeytani bir tesadüf eseri, ayni günlerde ülkemiz Yunanistan’da, vatandaşların tarihi öğrenmeleri olanakları bakımından işler ters yönde gelişti.
Yan sütunlarda yazdığımız gibi, geçen yılın sonbaharında Dışişleri Bakanlığı’nın müdahalesi sonucu, Kavala’daki Genel Devlet Arşivleri’nde muhafaza edilen “Azınlık Okulları Koordinasyon Bürosu” arşivleri geri alındı. Bu arşiv, Yunan Devleti’nin onlarca yıl Trakya müslümanlarına karşı izlediği politikayı yansıtan dökümanların önemli bir kolleksiyonuydu. İlgili materyal, daha ziyade eğitim konularındadır, ancak diğer hususlar meyanında bu hassas konunun ele alınmasında savaş sonrası yıllarda kurulan (çoğu denetleme dışı)  karanlık mekanizmaları ortaya çıkararak, bütün azınlık politikasının şeklini yansıtır.
Atina’ya nakledilen bu arşivin kaderi halihazırda bilinmiyor. Çok şükür, bunun büyük bir bölümünün suretleri, aralarında İos’un da bulunduğu araştırmacıların elinde bulunuyor.

MEKANİZMA

Okuyucular, geçen ilkbaharda, bu belgelere istinaden, Başpiskopos’un, Müslümanlardan kaynaklanan “demografik tehdidin” önlenmesi amacıyla yeni doğan (Hristiyan) çocuklar için prim vermek konusundaki KİP (Merkezi İstihbarat Teşkilatı) çıkışlı görüşünü açıkladığımız zaman bir fikir sahibi oldu.
Bugün de geçmişteki azınlık politikasının oldukça yabancı (Buna rağmen kritik) bir yönüyle, Trakya’nın demografik açıdan güçlendirilmesi ve orta vadede de azınlığın kovulması amacıyla 1966 yılından itibaren uygulamaya konan “Müslüman Topraklarının Satın Alınması” programlarıyla meşgul olacağız.
1960’lı yıllarda Trakya’da azınlık politikasının planlanması konusunda merkez kurum, 1959 yılında o zamanki Dışişleri Bakanı Evangelos Averof tarafından “Trakya Koordinasyon Kurulu” (SST) adıyla kurulan devlet içinde gizli bir kurmay heyetiydi.
Heyetin üyeleri, İskeçe (Ksanthi), Rodop (Rodopi) ve Meriç (Evros) valileri, Kuzey Yunanistan Bakanlığı Siyasi İşler Müdürü, Jandarma Komutanı, Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir temsilci, Merkezi İstihbarat Teşkilatı’ndan (KİP) bir temsilci ve 1966’dan itibaren de Yabancı ve Azınlık Okulları Müfettişi idi.
Averof’un gizli bir emriyle (16.05.1962) Trakya Koordinasyon Kurulu Başkanı, “Yerli Makam ve Yetkililere emir ve talimat vermek” ve “İzlinen Azınlık politikasına ters düştüğünü” düşündüğü Yunan mevzuatının bölgede uygulanmasını vereceği emirlerle bloke etmek konularında yetkili olmak üzere, Trakya’da azınlık politikasının yegane yetkilisi kılındı. Papandreu hükümetinin iki yılı hariç, bu kritik görevi, Ulusal Radikal Birlik’in (ERE) eski Rodop (Rodopi) Valisi Konstantinos Kukuridis yürüttü.
Trakya Koordinasyon Kurulu’nun işlevi, Merkez Birlik Partisi, ihtilal ve cunta yıllarında da muntazaman devam etti. 1969 yılının Şubat ayında yetkileri doğrudan Kuzey Yunanistan Bakanı’na ve 1972-73 yıllarında Doğu Makedonya-Trakya Bölge Yönetimi’ne devredildi. 1973-74 yıllarında azınlık konusunu İskeçe (Ksanthi) ve Rodop (Rodopi) valiliklerinde özellikle (Dışişleri Bakanlığı’na bağlı) Kültür İşleri Bürosu yürütüyordu.
“Görünmez” Trakya Koordinasyon Kurulu her ne kadar devlet politikasının planlanması konusunda yetkiliyse de, nihai onay ve önerilerin uygulanması konusunda sorumluluk, ilgili konularda yetkili bakanlara aitti. O zamanki Koordinasyon Bakanı Konstantinos Mitsotakis’in katkısı belirleyici oldu ve (az rastlanır) bir cömertlik sergileyerek, girişimin finanse edilmesi için “Kredi bakımından zorluk çıkarmama” esasını getirdi ve Yunanistan Merkez Bankası Müdür Yardımcısı’na ilgili mekanizmayı harekete geçirmesi için emir verdi. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 04.03.1966 tarih ve 43 sayılı kararı).
İlginç Ayrıntı : 1990-91’den önce azınlık konusunun devlet tarafından ele alınmasıyla ilgili olarak son zamanlarda yaptığı değerlendirmelerde, Mitsotakis bizzat kendisi, bunu “Müstemleke Politikası” olarak nitelemekten çekinmemiştir. (Sot.Rizas’ın “Krizden Yumuşamaya” adlı kitabı, Papazisis Yayınları, Atina 2003, sayfa 141)
Haliyle bir özeleştiri sözkonusu değil. Onbeş yıllık bir dönemi atlayan Giritli Politikacı, bütün bunları, bu konuda hiçbir suçu olmayan ve sadece “Ezeli Rakibi’nin” bu konuda çizdiği politikayı izleyen Andreas Papandreu’ya yüklüyor.

1966 YILI DÖNÜM NOKTASI

“Satın Almalar” programının harekete geçirildiği tarih hiç de bir tesadüf değil. 1965 yılına kadar, azınlık konusunda devlet politikası, sadece İstanbul Rum azınlığının korunması zorunluluğundan dolayı belirleniyordu. 1964 yılındaki sınırdışı olayları, uzun zamandan beri Trakya ulusal  öncelikleri etkin bir şekilde değiştirdi.
1966’da başlayan “Yeni Çizgi” ile amaç, azınlığı belli sınırlar içinde tutmak ve Hristiyan halkın devlet tarafından tek taraflı desteklenmesiydi. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 04.02.1966 tarih ve 42 sayılı kararı). İlk önerilerde, “Müslüman nüfus artışının önlenmesinden” söz ediliyordu. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 29.10.1965 tarih ve 41 sayılı kararı). İlk iş olarak, Trakya’da din ve ırk bakımından gizli bir nüfus sayımı yapıldı ve bunun sonucunda, Rodop (Rodopi) ilinde Müslümanların (geleneksel) olarak nüfus üstünlüğü ve Hristiyan çoğunluk karşısında demografik ağırlığının arttığı ortaya çıktı.
Trakya Koordinasyon Kurulu Başkanı’na göre, bu “Bir Ölüm-Kalım Meselesi” idi. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 17.06.1966 tarih ve 46 sayılı kararı).
İşin mantığı ve Kurmay Heyet’in düşüncesine göre, iç düşmanın şekli şöyleydi : Kukuridis’in izah ettiği üzere, Yunan vatandaşı Müslümanlar, “İlgili makamlara başvurarak, hiçbir korku belirtisi göstermeden her konuda şikayette bulunma cüretini gösteriyordu.” (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 17.06.1966 tarih ve 46 sayılı kararı). Ayrıca, “Tütün fiyatlarının yüksek olması nedeniyle Müslüman halkın ekonomik durumunun yükselmesi” de bir sorun oluşturuyordu. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 06.04.1966 tarih ve 44 sayılı kararı).
En nihayet, bizzat yasallık da “Sorun” olarak sayılıyordu : Trakya Koordinasyon Kurulu Başkanı, “Azınlık memnun olsun diye, Yunan Merkez makamları müdahale ederek, yasaların uygulanmasına izin veriyor ve bu şekilde Trakya’daki makamlar zor durumda kalıyor” diyor. Trakya Koordinasyon Kurulu’nun kararında okuduğumuz üzere, “Türkiye’de olduğu gibi bir bütün, sabit ve kolay değişen bir azınlık politikası uygulanması” isteniyor. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 17.06.1966 tarih ve 46 sayılı kararı).
Kurul üyelerini, 21 Nisan’dan hemen sonra bir heyecan sarması gayet normal. Kukuridis, darbeden sonra yapılan ilk toplantıda, “Meşgul eden konular ve yıllarca kronikleşen sorunlar, politikacıların ve bakanların itirazları olmadığı için, artık çözüm bulacak. Darbeyle birlikte azınlık mensuplarının cüret ve başkaldırma ruhu da yok oldu” diyerek kutluyordu. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 15.05.1967 tarih ve 52 sayılı kararı).

HEDEFLER

Programın gerekçesi gayet basitti : Trakya Koordinasyon Kurulu Başkanı, 4 Şubat 1966 tarihli toplantıda bize, “Nüfus çoğunluğunun elde edilmesinde bize yardımcı olacak olan toprakta çoğunluğu elde etmek, 1960’tan itibaren politikamızın temeli olarak belirlendi” diye hatırlatıyor. Bir yıl aradan sonra daha açık oluyor ve şöyle diyor : “Topraklarını her ne şekilde olursa olsun satın aldığımız takdirde, Türkler buradan gidecek.” (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 27.03.1967 tarih ve 51 sayılı kararı).
Birkaç yıl sonra, cuntanın Bakan Yardımcısı-Bölge Yöneticisi Konstantinos Bravos da ayni şekilde açık konuşuyor ve 27.04.1972 tarihli toplantıda şöyle diyor : “Programımızın amacı, Müslümanlar’dan topraklarını satın almaktır. Hiçbir erteleme veya gecikme olmadan bu programın devam etmesi gerekir. Çünkü bu şekilde azınlık büyük oranda kentleşecek ve kontrolu daha kolay olacak.” İki ay sonra da (30.06.1972) şöyle diyor : “Herşeyden önce amacımız, ülke içlerine ve dış ülkelere sevk etmek suretiyle seyrekleştirmektir.”  
Sistemin bel kemiğini, azınlık mallarının “Hristiyan-Yunanlılar’ın” eline geçmesi için devlet mekanizmasının harekete geçirilmesi oluşturuyor. Kukuridis bunu şöyle özetliyor : “Bütün Tarım Dairelerinin, Müslümanlar tarafından gayrımenkul ve toprak satın alınmasını önlemek ve tam aksine, bunların Hristiyanlar tarafından her türlü yolla yardımcı olmak suretiyle satın alınmasını sağlamak üzere, her türlü çabanın harcanmasıyla ilgili hükümet politikası konusunda uygun şekilde aydınlatılması gerekir.” (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 06.07.1967 tarih ve 47 sayılı kararı).
Müslümanlar tarafından satın alımların önlenmesi için çeşitli yöntemler uygulamaya konuyor. İlk önerilerde, istenmeyen alıcıların heveslerinin kırılması için yetkili servisler tarafından “Tipik zorluklar çıkarılması ve geciktirmeler uygulanması” gibi önlemlerden söz ediliyor. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 29.10.1965 tarih ve 41 sayılı kararı).
Fakat kısa zamanda, Metaksas döneminde çıkarılan 1366/38 sayılı ve sınır bölgelerindeki illerde her toprak alım-satımı için “Güvenlik Komiteleri” tarafından özel izin verilmesini gerektiren kanunun, işleri daha kolay hale getirdiği anlaşıldı. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 04.02.1966 tarih ve 42 sayılı kararı). (20 dönüme kadar olan) Küçük tarlaların, belge olmadan “Bağış” yoluyla intikaline izin veren eski kararlar iptal edildi.
Ayrıca, azınlığın sıkıştırılması konusunda “Yunan halkının işbirliği yapması” gerektiğinin vurgulandığı şu yöntem de gayet aydınlatıcıdır : “Bizler, Müslümanları, hiçbir zaman sorun olarak değil, birer ekonomik ve siyasi çıkar unsuru olarak ele aldık. Çok şükür bu konuda sonuçlar da belirmeye başladı.” (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 04.02.1966 tarih ve 42 sayılı kararı).

PROGRAM

Para Kurulu tarafından onaylandığı üzere (30.03.1966) programın temel unsuru, “Dini Hristiyan olan Yunan vatandaşlarına” (Toprak sahibi veya çiftçi olmasına bakılmaksızın) Müslüman mülklerinin satın alınması için kredi verilmesiydi.
Adlandırıldığı üzere “Ulusal Amaçlı Krediler”, sadece %2 faizli ve 20 yıl (daha sonra 30 yıl) vadeliydi ve Vali, Tarım Müdürü ve Jandarma Komutanı’ ndan oluşan özel komite kararıyla veriliyordu. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 06.04.1966 tarih ve 44 sayılı kararı). Bu komiteye 1969 yılında Askeri Komutan da dahil edildi. Kredi tahsisinde, devlet ile özel sözleşmeler imzalayan ve “Sadece kasa olarak” işleyen Ziraat Bankası (Agrotiki Trapeza) aracı olarak kullanılıyordu. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 06.07.1966 tarih ve 47 sayılı kararı).
Satın alımların, önceleri Dışişleri Bakanlığı’nın gizli ödeneklerinden sağlanan paralarla %30 oranında “bağış” olarak desteklenmesine özel önem verildi. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 06.07.1966 tarih ve 47 sayılı kararı). Bu destek, Hristiyan alıcılar için “En ciddi teşvik” olarak nitelendirildi. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 02.12.1966 tarih ve 49 sayılı kararı). Bunun olmaması ise “Bütün azınlık politikamız için sarsılma tehlikesi yaratır” şeklinde kabul edildi. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 27.03.1968 tarih ve 57 sayılı kararı).
1966-67 yıllarında tahsis edilen ilk ödenek 30.000.000 Drahmi’ydi. 1969 yılı ortalarına kadar, Rodop (Rodopi) ilinde 4.960 dönüm ve İskeçe (Ksanthi) ilinde de 4.057 dönüm toprak satın alınması için toplam 66.636.720 Drahmi harcandı. 1969 yılında, satın alımların Meriç (Evros) ilini de kapsaması için 70.000.000 Drahmi daha onaylandı. Program 1990 yılına kadar devam etti.
Bunun yanısıra uygulama alanı genişletildi. Nitekim, 1967 yılında, bir Türk’ün bir Hristiyan’ın gayrımenkulünü satın almak istemesi durumunda, Hristiyanlar arasındaki alım-satımlar için kredi tahsis edilmesi görüşüldü. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 27.03.1967 tarih ve 51 sayılı kararı). 1972 yılında, kent içindeki gayrımenkullerin de satın alınması program kapsamına alındı. Bunun için ilk olarak, İskeçe (Ksanthi) ve Rodop (Rodopi) için 30.000.000 Drahmi ve Meriç (Evros) için de 5.000.000 Drahmi tahsis edildi.
Noter ve Avukat giderleri devlet ödeneklerinden karşılanıyordu. Trakya Koordinasyon Kurulu’nun ilk bütçesi 1969 yılında sadece bu amaç için 1.000.000 Drahmi öngörüyordu. Netice itibariyle devlet avukatlarına 24.000 Drahmi ödendi.
Bürokrasiyle mücadele ve her türlü engelin aşılmasını incelemek de ilgi uyandırıyor. İşlemler sırasında muhtemel gecikmelerden dolayı “Satın alımdan vazgeçilmesini” önlemek için, Valilik’te her an için bir “Özel topograf” bekletilmesi kararlaştırıldı. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 06.07.1966 tarih ve 47 sayılı kararı). Tapuların kontroluyla ilgili tipik engellerin ortadan kaldırılması için de özel ilgi gösterilmesi karara bağlandı. (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 27.03.1967 tarih ve 51 sayılı kararı).
Programın uygulanmasında karşılaşılan sosyal sorunlar da ilginçti. Trakya Koordinasyon Kurulu Başkanı, çiftlik sahiplerinden toprak satın alınmasının faydalı olup olmayacağını soruyor ve yine kendisi, buna şöyle cevap veriyor : “Bu satın alma muhtemelen fayda sağlamayacaktır. Çünkü, çiftlik sahibi topraklarının bir kısmını satmak suretiyle tesislerini daha fazla genişletmek için bir mali güce kavuşmuş oluyor.” Bu nedenle Kurul şu kararı alıyor : “Türk mallarının satın alınmasında bu tür çiftlik toprakları tercih edilmesin.” (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 27.03.1968 tarih ve 57 sayılı kararı).
Her halükarda sosyal adalet program kapsamında değildi.

KARIŞIKLIKLAR

Planlama ve ödenekler konusuyla ilgili gelişmeler bunlar. Fakat, bu politikanın karşılaştığı (veya doğurduğu) problemler de ortaya çıkmaya başladı.
Haddinden fazla ödenek tahsisi, örneğin gayrımenkul fiyatlarında enflasyona yol açtı ve bunun sonucunda, Kuzey Yunanistan Bakanlığı, “Fiyatların aşırı artmasını önlemek için” bir sonraki ilkbahara kadar satın almalara ara verilmesini emretti. (02.08.1969). 1972 yılında, programın kent gayrımenkullerinin satın alınmasına genişletilmesi, “Hristiyanların faaliyetleri sonucu” sızdığı için fiyatlar yeniden artış gösterdi.
Satın almaların “hızlandırılamaması” durumunda, o zaman devletin düşüncesi,  satın almaları toplu bir şekilde yapacak ve daha sonra mülkiyet hakkını nihai hak sahiplerine aktaracak “uygun kişiler” veya “özel birim” aranmasına yönelecekti.
İkinci yan etken döviz ihracıydı. Müslüman satıcılar, paralarını yatıracak bir yer bulamadıklarından ve bir Türk-Yunan krizinde paralarının müsadere edilme olasılığından korktukları için bunları bankaya da yatıramadıklarından, (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 06.07.1966 tarih ve 47 sayılı kararı), çareyi paralarını genel olarak Türkiye’ye kaçak yoldan transfer etmekte buldu. Bu şekilde, bir yandan Türkiye ile bağlarını güçlendirirken, bir yandan da çeşitli Türk-Yunan “Aracı” şebekelerini zengin etti. Daha sonra, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, bölgede istikrarı bozan ve gerginliği körükleyen faktörün bu şebekeler olduğunu tesbit edecekti. (Vima gazetesinin 08.08.1999 tarihli sayısı). 
Üçüncü “karışıklık” birçok azınlık mensubunun kapı dışarı edilmeleri bahasına mallarını satmayı reddetmek oldu. 70’li yılların tutanaklarında, sayıları hiç de az olmaya mahalli (Hristiyan) avukatların zengin olmalarına yol açan, Müslümanlar arasında alım-satımların adının “hayattayken bağış” veya “kendisinin sözleşme yapma hakkıyla borç ipoteği” şeklinde değiştirilmesi teknikleriyle, yasakları çeşitli şekillerde aşma çabaları kaydediliyor. Cevap olarak, 1972 yılının sonlarına doğru, “Tarım arazilerini satmaları için Müslümanların bizzat kendilerinin gelmesi” ümidiyle 1366/38 sayılı kanunun her işlem için genişletilmesi kararlaştırıldı.
Ayrıca, daha etkili öneriler de vardı. Kukuridis, daha başından şu öneride bulundu : “Gökçeada (İmvros) Rumları’nı kaçırmak için tarım cezaevleri ve daha başka kurumlar kurmak üzere uçsuz-bucaksız arazileri istimlak eden Türkleri örnek almamız gerekir. Bizim de bütün bunları Kozlukepir (Arriana), Sirkeli (Filira) ve daha başka yerde yapmamız gerekir.” (Trakya Koordinasyon Kurulu’nun 06.07.1966 tarih ve 47 sayılı kararı). 1972 yılında, “Müslümanlar tarafından satılacak olan ve mülkiyet hakkı ispat edilemeyen gayrımenkullere hemen elkonması” kararlaştırıldı. En nihayet 1973 yılının Aralık ayında, Rodop (Rodopi) Valiliği, “Hareketlilik yaratmak ve azınlığın Trakya arazisini terk etmesi için koşullarını oluşturmak üzere” üniversite, tarım cezaevi v.s.kurulması için “Geniş Müslüman Arazileri’nin” istimlak edilmesini önerdi. Öneriler, daha sonraki yıllarda cumhuriyet hükümetleri tarafından uygulamaya kondu.
Bu görüntü, gayrımenkullerini satmak ve vatanını terk etmek zorunda bırakmak için azınlığın ekonomik olarak boğazlanması konusunda, (Taksi, seyyar satıcı v.s.) meslek izinleri vermemek, “aralıklı ve tercihli olarak” sürücü ehliyeti vermek, binaların onarım izinlerinin verilmesinde “ağırdan alma taktiği” uygulamak, bilinen Atina şirketlerinin temsilciliklerinin geri alınması için müdahalelerde bulunmak ve hatta Müslüman dükkan sahiplerinin “yakından izlenmesi, devamlı olarak rahatsız edilmesi ve dava açılması” için emniyet görevlilerine emir vermek gibi tam bir idari önlemler paketiyle tamamlanıyor. Bunlar, 1991 yılının Mayıs ayında kaldırılan meşhur “İdari rahatsızlıklar” (veya “Kısıtlayıcı Önlemler”) idi.

SON SÖZ YERİNE

Elimizde bulunan belgeler, 70’li yılların ortalarında bir yerde kesiliyor. Fakat, 1966 yılında çizilen politika, 1985 yılından sonra AB ile ilişkilerde misli görülmemiş bir kriz yaratarak, 1990-1991’e kadar ayni şiddette devam etti.
Azınlığın kınama gösterileri ve “Bağımsız” (milliyetçi) listelerin seçimlerden başarıyla çıkması karşısında hükümet, en nihayet politika değiştirmek ve eşitlik ve bununla beraber sükuneti yeniden tesis etmek zorunda kaldı.
Bu olumlu gelişmeler, hiç gerçekçi olmadı. Güçlü çıkarlar için orta vadede, azınlık mallarının ele geçirilmesi programına yatırım yapılmıştı ve bunlar, uygulamanın devam etmesi için şiddetle mücadele ettiler. Üç parti lideri (Mitsotakis, Papandreu, Florakis) tarafından imzalanan ve politika değişikliği başlatılan belgede dahi (31.01.1990), kentlerde oturanların, çiftçiye kıyasla daha büyük hareketliliğe sahip olduğu gerekçesiyle, örneğin “Müslüman tarım arazilerinin satın alınması ve azınlığın kentleşmesinin teşvik edilmesi politikasının uygulanması” öngörülüyordu. (Eleftherotipia - 02.03.1990)
1990’lı yılların az denemeyecek sayıda ve Müslümanlardan toprak satın alınmasını bir tehlike gibi arzeden gazetede de bu yönde tehlikeli yazılar çıktı. Hatta, ulusal politikanın uygulayıcıları tarafından “Borçların uygun bir şekilde düzenlenmesini” açıkça talep etmek için, bir de “Müslüman Arazilerini Satın Alan Kredi Borçluları Koordinasyon Komitesi” ortaya çıktı.
Vallahi Yunanistan için...

2006 SANSÜRÜ

Bu İos’un (Virüs) yazılması için kullanılan dükumanlar artık araştırmacıların erişebilecekleri gibi değil. Devlet Genel Arşivleri Müdürü Nikos Vasilatos, geçen Aralık ayında, 2002 yılından beri muhafaza altında bulunduğu Kavala Devlet Genel Arşivleri’nin Atina merkez arşivlerine nakledilmesini emretti. Bu, aldığımız haberlere göre, Dışişleri Bakanlığı Tarih ve Diplomatik Arşivleri Amiri Fotini Tomai, Dışişleri Bakanlığı Müdürü Burnovas ve daha başka yetkilinin bölgeye gerçekleştirdikleri ziyaretlerden sonra oldu.
Tomai ile irtibat kurduk ve kendisinden, bu müdahalenin gerekçesini bize açıklamasını istedik. Bize, “İşiyle ilgili konularda basına konuşmak zorunda olmadığını” söyledi. Vasilatos da ayni şekilde olumsuzdu ve Dışişleri Bakanlığı’ nın -en azından kendi müdürlüğünün- müdahalesi olmadığını bildirdi. Ayrıca, sözkonusu arşivin “geri çekilmediğini”, fakat “İdari nedenlerden dolayı yer değiştirdiğini ve Atina’ya taşındığını” ve “geriye kalanları da göreceğimizi” iddia etti. Buna karşın, “Bunların araştırmacılara açık olmadığını ve uzun süre bu şekilde kalacağını” bildirdi.
Belki bazı seçkin okuyucularımız, güvenlik mekanizmalarının gizli kalmaya devam etmesini istedikleri bilgilerin yayınlanmasının ne derece doğru olduğunu kendilerine sorabilir. Bunun cevabı gayet basit ve ulusal şairimizin binlerce kez söylenen “Ulus’un, doğru olanı ulusal telakki etmesini öğrenmesi gerekir” mısrasıyla da sınırlı değil.
Azınlık Okulları Koordinasyon Bürosu’nun arşivlerinde, ülkenin ulusal güvenliğine zarar verecek bilgiler bulunmuyor. Askeri sırları açıklamıyor ve gelişmekte olan diplomatik veya daha başka olayları ortaya sermiyor. Ayrıca, devletin Trakya müslüman azınlığına karşı politikası 1990-1991’den itibaren kökünden değişmiş ve geçmişte Yunan vatandaşları aleyhine uygulanan ayrımcılık sistemlerinin ayrıntılı bir şekilde belgelenmesi tarihi nitelik kazanmıştır. Bazı servislerin, bu materyalin yeniden saklanması konusundaki sıkıntısı, tam aksine oldukça tehlikeli (ve kesinlikle anti-demokrat) yansımalarının yeniden yaşandığını ortaya sermektedir. Diğer bir ifadeyle, Yunan halkının, sözde “Ulusal konular” ile ilgilenmeye hakkı vardır (ve görevidir). Fakat, -bayramdan sonra olsa da- siyasi liderler ve diğer kamu görevlileri tarafından nasıl ele alındığını öğrenmesiyse yasaktır.
Konunun özü işte burada bulunuyor : 1988-1990’da, “İdari engeller” politikası ve Trakya Müslümanları’nı kovma çabası, bir karşı tepki olarak ulusal birleşmeye ve azınlığın harekete geçmesine yol açtığı zaman birçok Yunan vatandaşı, kendilerinin sorun karşısında somut olarak vaziyet almalarını sağlayacak o özde bilgilendirmeden yoksundu.
Azınlığın tepkileri, bu nedenle Türkiye Başkonsolosluğu’nun kışkırtmalarına atfedildi ve (sınırsız varsayılan) özgürlüklerinin “İstismar edilmesi” olarak değerlendirildi. Azınlığın memnuniyetsizliğinin gerçek pisliğini dile getirme cesaretini gösterenler “Ulusal Hain” olarak damgalanıyordu. Ayni şekilde, 1991’den sonra bunu izleyen “Kanun ve devlet karşısında eşitlik” uygulamasıyla yaşanan ani yumuşuma, birçok kimse tarafından izah edilemedi.
Bütün bu ulusal özeleştiri, her dönemdeki yöneticiler “geri adım atmak” ile suçlanmakla karşı karşıya kaldıkları ve (bulundukları mevki itibariyle) tam olarak ne olduğunu izah edemedikleri için, belki en sonunda azınlıkta 1990-91’deki olumlu yapıyı zorlaştırdı. Karlı çıkan yegane kesim (her iki taraftan da), karşılıklı olarak toplumlar arası nefretin beslenmesiyle yaşayan karanlık çevreler ve doğal olarak da, “Ulusal Çıkar Kredileri” sayesinde mal varlıklarını çoğaltan aşırı milliyetçilerdi.