|
-"TRAKYA MÜSLÜMANLARI İÇİN GERÇEKLER VE MASALLAR"(Simeon Soltaridis) Batı Trakya Azınlık İlim Adamları Birliği'ni, Cenevre'deki 11. Kongrelerinde temsil eden Cemil Kabza'nın konuşmasında üç husus hakimdi. Kongre, BM'nin İnsan Hakları Komisyonu'nun, azılıklarla ilgili alt komisyonunun gözetimi altında yapıldı. Konuşmanın üç konusu, "ulusal kimliğin reddi", "dini haklar" ve "eğitim hakları" ile ilgiliydi. Kabza, sözleşme ve anlaşmaların maddeleriyle dolu konuşmasında, Yunanistan'ın, insan ve azınlık haklarını ihlal ettiğini ve "uluslararası sözleşmeler ve anlaşmalardan kaynaklanan üstlenmiş olduğu sorumlulukları" yerine getirmediğini kanıtlamaya çalıştı. Gerçekten, geçmişte, azınlık politikasındaki boşluk nedeniyle, kendilerini "ulusun koruyucusu" ilan edenler ve Trakya'da azınlık aleyhinde olan ve bu insanların haklarını ihlal eden bir politika uygulayanlar oldu. Ancak, tüm partilerin oluşturduğu hükümetten bu yana eşitlik uygulandı, sonuç olarak da artık sorun yok.
--Türk Lobileri-- Lozan Antlaşması'nı imzalayan ülke olarak Türkiye'nin, çözümlenmiş olan ya da çözümlenmelerine devam edilen konuları sorun olarak ortaya koymasının nedeni kolay anlaşılır, çünkü Yunanistan sürekli olarak Türkiye'nin İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada'daki Rumlar aleyhinde ihlallerini vurguluyor. Böylece, Türkiye son zamanlarda lobileri vasıtasıyla azınlık "sorunlarını" gündemde tutmaya çalışıyor. 1. Ulusal kimlik. Bugün Trakya'da, daha ayrıntılı olarak da Meriç, Rodop ve İskeçe illerinde üç etnik gruba ait ve Müslüman olan yaklaşık 110 bin kişi yaşadığı biliniyor: Türk kökenli olanlar, Romanlar ve Pomaklar. Bu Müslümanlar Sünni ve Şiidir. Komşumuz Türkiye, 1960'lı yıllarda Yunanistan'da yaşayan Pomakları ve Romanları Türk olarak tanımıyor, bunları ayrı tutuyordu. Bu, o dönemin okul kitaplarından ve Türk politikacılar ile hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalardan kanıtlanıyor. Müteakiben, Türkiye, bütün bunların varlığından yararlanmak amacıyla, dini inançlarını kullanarak ve yerel düzeyde işlenen hatalardan da yararlanarak "Türkleştirdi". Sonuç olarak bugün Türkiye tüm azınlığın "Türk" olduğunu iddia ediyor. Hatta, bu çabası çerçevesinde, kendilerini Pomak ya da Roman olarak tanımlamak isteyenlerin haklarını ihlal ediyor, siyasi ve diplomatik çıkarları uğruna bütün bunları yerle bir ediyor. Zaten, Kabza'nın, "Türk Müslüman azınlık üyeleri kendilerini yüzyıllardır Türk olarak tanımlıyorlar" şeklindeki ifadesi de doğru değildi. Çünkü, ne tarif ettiğin ya da ne tarif etmek istediğin başka, etnik kökenin nedir, başka bir konu oluşturuyor. Aynı zamanda, tarif etmek kendi kendini tanımlamaya karşıt. 2. Dini haklar. Trakya'da bugün üç yasal müftü var. Bu müftüler, önde gelen Müslümanlar heyeti tarafından seçiliyor ve devlet memurları olmaları nedeniyle devlet tarafından atanıyor. Azınlık İlim Adamları Birliği temsilcisi, her bakımdan yasal olan müftülerin azınlığın tümü tarafından desteklenmediklerini iddia ediyor, -bunun da gerçekle ilgisi yok- azınlığın dini lider olarak başka iki müftüyü tanıdığını söylüyor, ancak Türk tarafının sabit bir şekilde öne sürdüğü bu müftülerin Trakya Müslümanları tarafından seçilmiş oldukları yönündeki bahanesinden söz etmiyor. Tabii, müftülerin "seçimleri" ile ilgili prosedürün "taklit seçim" oluşturdukları, kadınların oy kullanmadıkları, Rodop ve İskeçe'de biner kişinin oy kullanmış olduğu herkesçe biliniyor. Ayrıca, Yunanistan, bölgenin Yunan etnik bünyesine katılmasından sonra Trakya'da müftü kurumunu devam ettirmekle ve İslam etik hukukuna göre müftülere "yargılama" hakkını da tanımakla, Müslümanların haklarını savundu ve Müslüman vatandaşlarının dini haklarını ihlal etmediğini kanıtladı. Vakıflara ve Yönetim Heyetleri'ne gelince: Gümülcine'de kısa bir süre önce yapılan ve iki azınlığın; Batı Trakya ve İstanbul azınlıklarından temsilcilerin katıldığı kongrede Yunanistan'ın Müslüman azınlığa ait herhangi bir mülke el koymadığı duyuldu, halbuki İstanbul'daki Rum azınlığın aleyhinde birçok şeyler gerçekleşti. Son olarak, seçimler için, gerek Trakya'da gerekse Türkiye'deki azınlık vakıflarında yapılmalarının gerekli olduğu vurgulanmalı. 3. Eğitim hakları. Kabza, herhangi bir kanıt sunmadan, azınlık eğitiminin "baltalandığını" ileri sürüyor ve dolaylı bir şekilde, köylerde anaokulları açan devleti kınıyor. Tabii, devletin, görevi olduğu şekilde sürekli olarak okullar inşa ettiği ve onardığı, onlarca öğretmen atadığı, dersleri çağdaşlaştırdığı, azınlık okullarını finanse ettiği, yeni salonlar inşa ettiği, bilgisayarlar gönderdiği, azınlığa ait onlarca genç kız ve erkeleri her yıl özel statü ve çok kolay sınavlarla üniversitelere kabul ettiği, böylece çocuklarını Türkiye'ye, yani tanımadıkları bir ülkeye göndermelerinin harcamalarından anne ve babalarını kurtardığı hakkında konuşmaktan dikkatli bir şekilde kaçındı. Anaokullarına gelince, bu çabanın övülmesi gerekirdi, çünkü devlet, Müslüman çocukların yazılı talebini yerine getirerek bu okulları açıyor.
--Ailelerin Talebi-- İlim Adamları Birliği'nin temsilcisi devletin bu yöndeki çabasını öveceğine, konuşmasında, gerçeği; anaokullarının kurulmasının ailelerin talebi üzerine gerçekleştiğini gizlemekle kalmadı, bu okulların çocukların "ana dillerine" darbe indirmek amacıyla açıldığını ima etti. Kabza, konuşmasının sonunda, "Yunanistan'dan uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan bütün yükümlülüklerini yerine getirmeyi" talep etti. Yunanistan, yükümlülüklerini yerine getiriyor ya da en azından getirmeye çalışıyor, bu bakımdan da bu ifade doğru yönde değildi. Üstelik, anlaşmaya katılan öteki taraf olarak Türkiye, ne oradaki azınlıklara ne de Batı Trakya azınlığına karşı yükümlülüklerini yerine getirmedikten sonra. Çünkü, geçmişte Batı Trakya azınlığını "tanımıyordu" ve onunla ilgilenmiyordu. Son zamanlarda bu azınlığı "keşfetti" ve vatandaşı olan binlerce insanın atalarının odaklarını terketmelerine yol açan kendi hatalarını örtbas etmek için bu azınlıktan söz ediyor.
|