|
-Amin Maalouf`un Köksüzlüğe Övgüsü: Yolların Başlangıcı.(Kürdistan-post) Bir romandan ziyade anı defterine benzeyen Maalouf`un son kitabı `Yolların Başlangıcı`, yazarı ve daha önce yazdıklarını anlamak için önemli. Eski bir Arap şairi ``Doğum yeri, tüm ihtiyaçları karşılasaydı, güneş oğlak burcunu hiç terk etmezdi`` der. Göç kavramı, ekonomik zorluklar ve etnik çatışmalarla sarsılan Lübnan`da, yüz küsur yıldır çok iyi biliniyor. 1860 yılından itibaren bölgeden Kuzey ve Güney Amerika`ya büyük göçler yaşanmış; bu sancılı dönemde bir milyona yakın Lübnanlı, ülkelerini terk etmişlerdi. Amin Maalouf da son kitabı `Yolların Başlangıcı`nda, ailesinin böyle bir göçün etrafında şekillenen hikâyesini anlatıyor Bir romandan ziyade anı defterine benzeyen kitap, Maalouf`un ve daha önce yazdıklarının anlaşılması için önemli. Her göç, içinde geçmişe ve vatana özlemi barındırır. Bu yoğun duygular, göç ile edebiyat arasındaki ilişkiyi de açıklar. Gerçekten de Arap dünyasında göçle birlikte Edebu`l-Mehcer, yani göçmen edebiyatı doğmuştu. Ülkelerinden binlerce kilometre uzakta yaşayan Lübnanlılar, eski ile yeni arasındaki sırat köprüsünü geçerken, içlerini bu edebiyat sayesinde döktüler. Doğasında yurt özlemi olan Mehcer akımı, Arap milliyetçiliği ve benzer kaynaklardan beslenerek büyüdü. Lübnan`dan Fransa`ya göç eden ve Küba`daki akrabalarının peşine düşen Maalouf`un yazdıklarını okurken de akla Mehcer akımı geliyor (bir ayrıntı ama Brezilya`daki Mehcer akımı mensupları arasında da aynı soyadına sahip yazarlar bulunuyor). Edebiyat dünyasına armağan ettiği yazarlarla ünlü Zahle kökenli bu aile, bütün mensupları şiirle uğraşan Cahiliye dönemi şairlerinden Zuheyr b. Ebî Sulmâ`nın ailesine benziyor. Öyle ya da böyle Maalouf`u ortaya çıkaran düşünsel iklimin, göç olgusundan fazlasıyla etkilendiği anlaşılıyor. Daha çok geçmişe özlem anlamında kullanılan `nostalji` kelimesi aynı zamanda yurt özlemiyle ilgilidir: `Nostus` eve dönüş, `algos` ise ıstırap anlamına geliyor. Geçmişe ve vatana özlem arasında bir ilişki olduğu görülüyor. İlk kez 1688 yılında kullanılan sözcük o dönemde evinden uzağa göçmüş insanların içine düştüğü kötü ruh halini tasvir etmeye yarıyor. Zamanın hekimleri, ruhun yanlış yerde olmaktan dolayı acı çektiğini düşünüyorlar. En iyi ve kesin tedavi ise `nostus`, yani eve dönüştür. Mehcer mensupları da ruhlarının yanlış yerde olduğunu düşünüyorlardı. Bu yüzden özellikle Güney Amerika`da hakim olan Mehcer edebiyatında vatan vurgusu çok önemlidir. Yazmak onlar için ülkelerine olan sevgilerini ifade edebilmenin ve onu daha iyi bir hale getirmeye çalışmanın aracıydı. `Ev` özlemi, ülkelerine sevgi ile bağlı bu insanların satırlarına sinmişti. `Yolların Başlangıcı`nda aynı dönemde yaşanmış bir göçün hikâyesini anlatmasına rağmen Maalouf`un, Mehcer edebiyatıyla bir ilgisi bulunmuyor. Onun nostaljisi geçmişe özlemle sınırlıdır. Her türlü kökten nefret eden Maalouf, vatan sevgisini yalnızca bir yaratılış zayıflığı olarak görüyor. Geçmiş ve vatan kavramı arasındaki köprüyü ortadan kaldıran Maalouf`un dilinde `ülke` musibet, `Doğu` ise lanet anlamına geliyor. Mehcer mensupları bütün ömürleri boyunca ruhlarının yegane rahat edeceği yerin özlemiyle yazdılar; oysa Amin Maalouf`un ne yazık ki artık dönebileceği bir evi yok. Bunu da iyi bir şey sanıyor. Edebiyat yerine siyaset Maalouf`un kurguladığı karakterlerin çoğu birbirine benzer aslında . Bunun nedeni ise onun edebiyattan ziyade günümüzle ilgili siyasi mesajlar vermeye meyyal olmasındandır sanırım. Kurguladığı bütün tipler, romanlarında şöyle bir görünüp kaybolan tarihi şahsiyetler de dahil olmak üzere, sadece Maalouf`un vermek istediği mesajla ilgilidirler. Maalouf`un bir kitabını okuyan bütün kitaplarını okumuş gibi olur. Sahne değişir ama konu ve kahramanlar hep birbirinin aynıdır. Örneğin, onun göçmeni, ekmeğini kazanmak için el kapılarına düşenleri değil, küreselleşme çağının yersiz yurtsuzlarını simgeler. Yine Maalouf`un eserlerinde, içinde yaşadığı toplumu değiştirmeye çalışmak bağışlanmaz bir günahtır. `Semerkant`ta toplumu, üstelik şiddet yoluyla, değiştirmeye kalkan sapkının ismi Hasan Sabbah`tır. `Doğu`nun Limanları`nda ise çılgın doktor Kitabdar`ın şahsında aydınlanma düşüncesi eleştirilir; Doğu`nun aydınlanmacı aydını karikatürleştirilir. Oysa zavallı babanın bütün günahı, koyuna benzemekten marazi bir keyif alan oğlunu sürüden ayrılmaya cesaret edebilen bir adam haline getirmeye çalışmaktır. Maalouf`a göreyse, o, oğlunun ismini `İsyan` koyan komik bir despottan ibarettir. Tıpkı kızına, Mustafa Kemal`e olan hayranlığı yüzünden, `Kamal` ismini veren dedesi Butros gibi. Toplumu değiştirme fikrine düşmanlık `Beatrice`den sonra I. yüzyılda olduğu gibi giderek içinden çıktığı topluma düşmanlığa dönüşüyor. `Tanios Kayası`nda İngilizler rasyonelliğin, aklın ve medeniyetin temsilcileridir. Neredeyse bütün Doğulular aptal, çıkarcı insanlardır. İngilizlerin ülke içinde oluşu da yerel zorbalara karşı bir koruma sağladığı için gereklidir. Yine `Semerkant`ta sömürgeci Batılılar İran`ı İranlılara rağmen kurtarmaya çalışan kahramanlar olarak tasvir edilirler. Maalouf`un kısa zamanda popüler olmasının nedeni her türlü edebi kaygıyı bir kenara bırakarak sürekli vermeye çalıştığı mesajda gizlidir. Edebi yeteneklerinden ziyade politik sezgileriyle hareket eden Maalouf ateşli bir küreselleşme taraftarıdır. Bir meta olarak `Doğu` Günümüzde yerelleşmenin, küreselleşmenin karşıtı değil yalnızca bir tezahürü olduğunu unutmamak gerekiyor. `Doğulu` olmayı bir meta haline getiren Maalouf küreselleşme için gerekli malzemeleri bir zamanlar ait olduğu yerel kültürden derliyor. Küreselleşme ile temas eden kavmiyet meselesi, eskilerin deyimiyle, hızla ihanet meselesine dönüşüyor. Onun `egzotik Doğu`su her türlü aidiyetten sıyrılarak giderek daha yurtsuz ve yalnız kalan insanları küreselleşmenin `faziletleriyle` ayartmak için kurgulanmıştır. `Kimlik`, `çokkültürlülük` gibi moda kavramları oryantalist bir çerçeve içinde okuyucuya sunan Amin Maalouf insanları yurttaştan turiste dönüştürmeye çalışıyor. Yaptığı sadece budur; gerisi edebiyat dışı mekanizmalar sayesinde zaten kendiliğinden geliyor. YOLLARIN BAŞLANGICI Amin Maalouf, çeviren: Samih Rifat / Aykut Derman,
|